|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Ümit kalmadı bende
Hazret-i Ömer der ki:
Tebük’e gidilirken,
Yardım talep eyledi,
Resul her sahabiden.
Şöyle buyurdular ki o
zaman cümle halka:
(Herkes, iktidarınca
getirsin bir sadaka!)
Resulullah, Eshaptan
edince yardım talep,
Seferber oldu buna,
Sahabe-i kiram hep.
Getirdi bazı şeyler,
herkes gücüne göre.
Kimisi altın gümüş, kimi
de verdi deve.
O zamanlar tesadüf,
malım da çoktu benim.
Yarısını getirip,
Resul'e teslim ettim.
Bana sual etti ki
Resulullah o ara:
(Ne bıraktın ya Ömer,
evinde olanlara?)
Dedim: (Ya Resulallah,
bu kadar da evde var.)
Ben böyle söyleyince,
bir şey buyurmadılar.
Az sonra Ebu Bekir,
teşrif etti oraya.
Getirdiği malları,
yığıverdi ortaya.
Resulullah, ona da sordu
ki şöyle yine:
(Peki ya Eba Bekir, ne
bıraktın evine?)
Dedi ki: (Neyim varsa,
alıp geldim hepsini.
Koydum eve Allah ve
Resul'ün sevgisini.)
Yani sevgi var iken
Allah ve Resulüne,
İtibar edilir mi, dünya
mal-ü mülküne?
O Server buyurdu ki,
ikimize bakarak:
(Cevabınız kadardır,
aranızda olan fark.)
O günden itibaren, iyi
anladım ki ben,
Hiçbir şeyde, ben onu,
geçemem hakikaten.
Zira yalnız bu işte, onu
geçebilirdim.
O da böyle olunca,
kalmadı hiç ümidim.
Hazret-i Ömer der ki:
Bedir’e vasıl olduk.
Üçyüzsekiz sahabi, savaş
için saf tuttuk.
Bin’e yakın kâfiri
görünce Resul o gün,
Secdeye kapanarak, dua
etti çok üzgün.
(Ya Rabbi, vadettiğin
zaferi eyle ihsan!
Şu mağrur kâfirleri,
eyle mahv-u perişan!)
Sıddık, başı ucunda
işitip bu duayı.
Çok teselli eyledi,
Resul-i mücteba'yı.
Dedi: (Ya Resulallah,
kendini yorma fazla.
Korur elbet dinini,
düşmandan Hak teâlâ.
Üzülme, O, vadinde
duracaktır muhakkak.
Sana zafer verecek bu
cenkte cenab-ı Hak.)
Sıddık'ın tesellisi
bitmemişti ki daha,
Cibril, beşbin melekle,
geldi Resulullaha.
Dedi ki: (Ebu Bekr'in,
bu sözü üzerine,
Gönderdi Hak teâlâ bizi
senin emrine.
zülme, müsterih ol,
silahlıyız hepimiz.
Bu dini, kâfirlerden
korumaya kafiyiz.) |