|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Uçun aşk meydanında
Peygamber Efendimiz,
buyurdu ki bir defa:
(Kainatta hiçbir şey
yaratılmadan daha,
Yer ve gök, Arş ve
Kürsi, hem Cennet ve
Cehennem,
Yaratılmamıştı ki, henüz
ne Lehv, ne Kalem.
Benim ve Ebu Bekr’in
ruhunu, ilk evvela,
Güvercin suretinde
yarattı Hak teâlâ.
Sonra da bu ruhlara
emretti ki Rabbimiz:
(Çıkıp, aşk meydanında
uçun şimdi ikiniz.
İsmi, Muhammed olsun,
kim geçerse ileri.
Hem Ebu Bekir olsun,
kalırsa her kim geri.)
Sonra uçtuk ikimiz ve
ben, Ebu Bekir'i,
Bir parmak eni kadar
geçiverdim ileri.)
İşte, Hazret-i Sıddık,
bu şeref ve bu şana,
Uymakla kavuşmuştur,
Peygamber-i zişana.
Yine Peygamberimiz
buyurdu ki bir defa:
(İki mümin, bir işte
düşerse ihtilafa.
Haklı olduğu halde, biri
o müminlerden,
Eğer haksız görürse
kendisini o hemen,
Cennette, onun için bir
köşk verilecektir.
Kefili ise benim,
anahtarı bendedir.)
Bir gün Resulullahla,
Hazret-i Ebu Bekir,
Dururken, yanlarına
hayasız biri gelir.
Hakarette bulunur
Allah’ın Resulü’ne.
Sabreder Resulullah onun
bu sözlerine.
O, bu hakaretlere bir
müddet devam eder.
Resul-i ekrem ise, cevap
vermez, sabreder.
Hazret-i Sıddık dahi,
bakıp Resulullaha,
Sabredip, karşılıkta
bulunmaz o ahmağa.
O hakaret ettikçe lakin
mütemadiyen,
Artık dayanamayıp, cevap
verir aniden.
Ve der ki: (Ey hayasız,
hiç utanmıyor musun?
Allah’ın Resulü’ne
hakaret ediyorsun.)
Hazret-i Ebu Bekir böyle
cevap verince,
Resulullah, oradan
ayrılırlar hemence.
Lakin Hazret-i Sıddık,
koşup arkalarından,
Hazret-i Peygambere
şöyle sorar o zaman:
(Anam babam, zatına feda
olsun Efendim!
Ne için ayrıldınız, bir
hata mı eyledim?)
Buyurur ki: (O bize,
hakaretler ettikçe,
Melekler bizimleydi, biz
cevap vermedikçe.
Hem de o, kötü sözler
söyledikçe daima,
Melekler, (Sen öylesin!)
derlerdi o adama.
Ama sen cevap verip,
deyince bazı şeyler,
Melekler ayrıldı ve,
şeytan geldi bu sefer.)
Sıddık bunu duyunca,
üzüldü yaptığına.
O günden itibaren, taş
koyardı ağzına.
Söylemek isteyince,
faideli kelamlar,
Taşı çıkarıp söyler,
koyardı sonra tekrar. |