|
01 - HAZRET-İ EBU BEKİR
(Radıyallahü Anh)
Allah bizimledir
Ne zaman ki Resul'e
verildi hicret izni.
O gün şereflendirdi
Sıddık’ın hanesini.
Buyurdu: (Ya Eba
Bekr, bana da, hicret
için,
Rabbimiz tarafından,
verildi bugün izin.)
O, merakla sordu ki: (Ey
Resul-i mücteba!
Ben de beraber miyim,
sizin ile acaba?)
Resulullah, cevaben
buyurdular ki:
(Evet.)
Hazret-i Ebu Bekir,
sevindi buna gayet.
Ve hatta bu sevinci oldu
ki öyle içten,
Ağlayıp, gözlerinden
yaşlar aktı sevinçten.
O gece, yanlarına biraz
azık aldılar.
Ve arka pencereden,
gizlice ayrıldılar.
Belli olmasın diye, hem
de ayak izleri,
Parmakları ucunda
yürürlerdi ekseri.
Hazret-i Ebu Bekir,
Resul'ün çevresinde,
Yürürdü bir korku ve
telaş içerisinde.
Bir sağa, bir de sola
geçerek yürüyordu.
Bir ileri, bir geri, yer
değiştiriyordu.
Resulullah sordu ki:
(Niçin böyle edersin?
Bir pervane misali,
etrafımda dönersin.)
Dedi: (Ya Resulallah,
endişe ederim ben,
Ki, size zarar gelir,
herhangi bir cihetten.
Onun için bir sağdan,
bir soldan yürüyorum.
Bir zarar gelecekse,
bana gelsin diyorum.)
Buyurdu ki: (Üzülme,
Rabbimiz bizimledir.
Onlar zarar yapmaya,
olamazlar muktedir.)
Nihayet mağaraya
vardılar selametle.
Ve lakin Resulullah
yorulmuştu gayetle.
Ve hem de nalinleri
koptuğundan o dağda,
Mübarek ayakları kanadı
o arada.
Mağara kapısına vardılar
en nihayet.
Sıddık arz eyledi ki:
(Az bana müsade et.
Gireyim sizden önce,
akrep yılan olmasın.
Haşeratın zararı, size
hiç dokunmasın.)
Sonra girdi içeri, Resul
izin verince.
İçerde büyük küçük,
delikler gördü nice.
Gömleğini yırtarak,
tıkadı delikleri.
Lakin parça bitince,
açıkta kaldı biri.
Ve çıplak ökçesini,
koydu açık deliğe.
Dedi: (Ya Resulallah,
buyurun içeriye.)
Girdi Resul içeri, lakin
çok yorgundular.
Ebu Bekr'in dizinde bir
miktar uyudular.
Sıddık’ın, ayağını
koyduğu o delikten,
Bir yılan, ayağını
kuvvetle soktu birden.
Canı yandı ise de bu
acıdan be gayet,
Uyanmasınlar diye,
etmedi hiç hareket.
Lakin gözyaşlarına, mani
olamamıştı.
Resul'ün nur yüzüne, bir
damla damlamıştı. |