|
21 - SÜLEYMAN ALEYHİSSELAM
Rüzgar emrine
girdi
Peygamber olduğunda
Süleyman Nebi dahi,
Dedi: (Af ve mağfiret eyle
beni ilahi!)
Ve peygamberliğini teyid
etmek üzere,
Rabbinden, bir mucize talep
etti bir kere.
Dedi ki: (Ya ilahi, dünyada
bir kuluna,
Nasib etmeyeceğin bir
saltanat ver bana.)
Zira onun devrinde, vardı
zalim sultanlar.
Mülk ile övünmeyi
etmişlerdi hep şiar.
Ve her kimin vardıyse mülkü
ve saltanatı,
Halk, ona gösterirdi ilgi
ve iltifatı.
Süleyman Peygamber de
bunları bildiğinden,
O da, mülk ve saltanat
talep etti Rabbinden.
Lakin o, istemedi keyf için
saltanatı.
Dinini daha kolay yaymak
idi maksadı.
Hazret-i Musa’nın da asası
oldu ejder.
Zira onun devrinde meşhurdu
böyle şeyler.
Peygamber-i zişan’ın
devrinde de insanlar,
Nutuk ve Belagata ederlerdi
itibar.
Bu yüzden, Hak teâlâ Resul
Efendimiz’e,
Kur’anı nazım yapıp, kıldı
büyük mucize.
Hak teâlâ, Süleyman Nebi’ye
mülkten ayrı,
Verdi onun emrine cinler
ile rüzgarı.
Havadaki kuşlarla, yerde
cümle hayvanat,
Süleyman Peygamber’e
ederlerdi itaat.
Cinlerin dokuduğu vardı ki
bir yaygısı,
Çıkarlardı üstüne
kendisiyle ordusu.
Ve Süleyman Peygamber,
emrederdi rüzgara.
Çok hızlı götürürdü onları
uzaklara.
Yarım günde, bir aylık
mesafe giderlerdi.
Her nereye istese, oraya
inerlerdi.
Yemek kapları ile,
malzemelerini de,
Alıp götürürlerdi, hep
beraberlerinde.
Hak teâlâ, o kadar mülk
vermişti ki ona,
Hatta sahip olmuştu
dünyanın tamamına.
Ona ihsan olunan mucizeden
biri de,
Uzaktan duymasıydı çok
hafif sesleri de.
Ordusuyla havada
giderlerken ileri,
Taif’te, bir vadiye murad
etti inmeyi.
Lakin karıncaları pek çok
idi o yerin.
Gördüler indiğini Süleyman
Peygamber’in.
Reis durumundaki dişi
karınca dahi,
Onların indiğini görünce
bizatihi,
Diğer karıncaları eyledi
derhal ikaz.
Dedi: (Ey karıncalar,
dinleyin beni biraz.
Dolaşmayın ortada, havadan
bir Peygamber,
Geliyor bize doğu,
ordusuyla beraber.
Onlar yere inmeden, girin
ki yerinize,
Bilmeden basmasınlar sizin
üzerinize.)
O böyle söyleyince,
bilcümle karıncalar,
Yuvalarına girip,
görmediler bir zarar.
Süleyman Peygamber de, o
dişi karıncanın,
Sesini işitmişti, ihsanıyla
Allah’ın.
Ve muttali olunca
karıncanın sesine,
Tebessüm eylemişti hem de
gülercesine.
Zira bir karıncanın
kelamını işitip,
Anlamak, bu dünyada her
kula olmaz nasip.
Rabbinin kendisine verdiği
bu nimeti,
Tefekkür eylemişti, buydu
memnuniyeti.
|