|
16 - MUSA ALEYHİSSELAM
4 - HIZIR
ALEYHİSSELAM
O, Hızır İdi
Bir gün Sultan Süleyman,
boğaz gezintisine,
Çıkmıştı ki, uğradı ortaköy
sahiline.
Kayığını sahile yanaştırıp
bir müddet,
Yahya Efendi’yi de kayığa
etti davet.
O da, bir ahbabiyle,
padişah kayığına,
Gelip oturdu hemen,
Kanuni’nin yanına.
Ahbabı da, sultanın
karşısına oturdu.
Lakin Sultan Süleyman, onu
ilk görüyordu.
Hem giderken, devamlı, o
karşıda duran zat,
Sultanın parmağına
bakıyordu pür dikkat.
Çok kıymetli bir yüzük var
idi ki sultanda,
O zat da, o yüzüğe
bakıyordu o anda.
Onun böyle bakışı,
çekiyordu dikkati.
Yüzüğe baktığını anladı
sultan dahi.
Çıkarıp verdi ona ve dedi:
(İsterseniz,
Şöyle daha yakından bakıp
inceleyiniz.)
Sultandan o yüzüğü alan o
kimse ise,
Evirip çevirerek, atıverdi
denize.
Yahya Efendi hariç, kayıkta
bulunanlar,
Onun bu yaptığına hep
hayrette kaldılar.
Hadise üzerinden geçince
yarım saat,
İnmek istediğini söyledi
birden o zat.
Padişahın kayığı yanaşınca
sahile,
O, eğilip denizden su aldı
avcu ile.
Ve onu, padişaha uzanıp
sunduğunda,
Gördüler ki, o yüzük
duruyor avucunda.
Yahya Efendi hariç, yine
kayıktakiler,
Buna dahi şaşırıp, çok
hayret eylediler.
Kanuni, o yüzüğü eline
aldı, fakat,
Gözlerinin önünden kayboldu
birden o zat.
Sultan yine şaşırıp hem
Yahya Efendi'ye,
Sual etti: (Ağabey, neler
oluyor?) diye.
Yahya Efendi ise, dedi ki:
(Sultanımız!
O, Hızır’dı ve lakin sizler
tanımadınız.)
Şemseddin-i Attar da,
hazret-i Hızır ile,
İlgili bir kıssayı nakleder
bize şöyle:
Celaleddin-i Rumi, bir gün
vaz ediyordu.
Cemaat da oturmuş, zevk ile
dinliyordu.
Hazret-i Musa ile Hızır
hikayesini,
Dinlerken, kesmişlerdi
hepsi nefeslerini.
Zira anlatırdı ki öyle
fasih dil ile,
Dinliyordu cemaat, onu can
kulağıyle.
Yanımda biri vardı, o dahi
dinliyordu.
Baktım, kendi kendine bir
şey söyleniyordu.
Kulak verip dinledim, şöyle
diyor idi ki:
(Nasıl da anlatıyor,
yanımızdaymış gibi.)
Düşündüm ki, o madem,
söylüyor böyle kelam,
Öyleyse bu olmalı, Hızır
aleyhisselam.
Yanına sokularak, dedim ki:
(Bildim, evet.
Sen, hazret-i Hızır’sın,
lütfen bana ihsan et.)
Buyurdu ki: (Burada işte
var ya Mevlana.
Sen ona rica et ki, ihsan
etsin o sana.)
Sonra kayboluverdi ortadan
birden bire.
Ben bunu Mevlana’ya gittim
haber vermeye.
Ben söze başlamadan,
buyurdu ki o ilkin:
(Hızır’ın söylediği
doğrudur ey Şemseddin.)
|