|
16 - MUSA ALEYHİSSELAM
4
- HIZIR ALEYHİSSELAM
Herkes aslına döner
Padişah emretti ki bir gün
baş vezirine:
(Hızır’ı bul ve getir,
emrim gelsin yerine!)
Dedi ki: (Onu bulmak çok
zordur, kolay değil.
Bu iş için siz bana tanıyın
kırk gün mehil.)
Fakir bir müslüman da var
idi ki o yerde,
Sultanın bu emrini duymuştu
o fakir de.
Ve kendi kendisine düşündü
ki, gideyim.
Baş vezire, Hızır’ı ben
bulurum diyeyim.
Lakin kırk gün, sultana ait
olsun nafakam.
Hiç olmazsa bu kırk gün,
sakin olsun şu kafam.
Biraz rahat edeyim, sonra
da Allah kerim.
Hızır’ı bulamazsam, cezam
neyse çekerim.
Gitti bu düşünceyle baş
vezirin yanına.
Dedi ki: (Çıkar beni
sultanın huzuruna.)
Çıktı ve arz eyledi sultana
bu fikrini.
Sultan buna sevinip, verdi
her isteğini.
Otuz dokuzuncu gün, sultan,
o müslümana,
Hatırlattı: (Yarın son,
Hızır’ı getir bana!)
Sonra gönderdiyse de ertesi
gün iki at,
Lakin bulamamıştı Hızır’ı
bu fakir zat.
Güzel bir abdest alıp, iki
rekat bir namaz,
Kılarak, Yaradan'a yalvarıp
etti niyaz.
Dedi ki: (Habibinin
hürmetine ya Rabbi!
Sultanın zararından sen
koru bu garibi.)
Sonra saraya gidip,
çıkarıldı huzura.
Dedi ki: (Çok aradım
rastlamadım Hızır’a.)
Sultan sinirlenerek, dedi:
(Ey baş vezirim!
Ne dersin, bu adama nasıl
ceza vereyim?)
Dedi ki: (Parça parça
edelim bedenini.
Her sokağın başına, asalım
etlerini.)
O sırada bir çocuk girip
aralarına,
Dedi: (Herşey, sonunda
dönecektir aslına.)
İkinci vezirine sorunca bu
suali,
Dedi: (Bunu, dibekte
dövelim un misali.)
O çocuk, cevabını şöyle
verdi onun da:
(Her şey, kendi aslına
dönecektir sonunda.)
Üçüncü vezire de sorunca
bunu sultan,
Dedi ki: (Affetmektir
sultanlara yakışan.)
O çocuk, buna dahi şöyle
dedi bu sefer:
(Sonunda herşey yine,
aslına rücu eder.)
Sultan, o müslümana dönüp
şöyle sordu ki:
(Şu yanındaki çocuk, senin
neyin olur ki?)
Dedi: (Tanımıyorum, haberim
yok benim de.
Sizin bir hizmetçiniz
sanmıştım geldiğimde.)
Bu sefer o çocuğa sordu
sultan: (Ey çocuk!
Sen kimsin, böyle neler
diyorsun, söyle çabuk.)
Dedi: (Şu başvezirin,
oğludur bir kasabın.
Onu, kasap başı yap, et
kesip parçalasın!
İkinci vezirinse bir
aşçının oğludur.
Onu, aşçı başı yap, onun da
işi odur.
Üçüncü vezirinin babasıysa
vezir’dir.
İşte sen, bu veziri yap
kendine başvezir.
Hızır’la görüşmeyi isterdin
zannederim.
Görmek arzu ettiğin o Hızır
işte benim.
Ey sultan, sen bağışla bu
garip müslümanı.
Devam ettir kendine
yaptığın o ihsanı.)
Sultan, hayret içinde
dinlerken onu, birden,
Kayboldu o arada gözlerinin
önünden.
|