|
16 - MUSA ALEYHİSSELAM
Peygamber
olması
Vakta ki söz vermişti o gün
Şuayb Nebi'ye,
(Sekiz veya on sene hizmet
ederim) diye.
On sene hitamında, Mısır’a
dönmek için,
Kendisine arz edip, gitmeye
aldı izin.
Eşiyle sürüsünü alarak yanı
sıra,
Soğuk bir kış gününde,
revan oldu Mısır’a.
En büyük arzusu da, bularak
bir yolunu,
Mısır'dan çıkarmaktı
biraderi Harun’u.
Yön bilmeden, sahrada,
devam eti yoluna.
Vasıl oldu nihayet mübarek
Tur dağı’na.
Soğuk kış gecesiydi, sık
sık gök gürlüyordu.
Şimşek çakıp, sel gibi
yağmurlar iniyordu.
Sürttü çakmak taşını,
çalmadı taşı fakat.
Görmüyordu bir yeri, şaşa
kaldı o saat.
Soğuktu, karanlıktı,
sahrada bir ıssızlık.
Tur dağı cihetinden gördü
parlak bir Işık.
Onu ateş sanarak, hanımına
dedi ki:
(Gideyim, şu ilerde ateş
bulurum belki.)
Yürüdü karanlıkta ateş
bulmak üzere.
O ışık, bir ağaçtan
yükselirdi göklere.
Kapıldı bir dehşete ve
titredi her yanı.
Zira baktı bir ateş, fakat
yok hiç dumanı.
Yaklaştıkça, o nur da
çekilirdi geriye.
Hayreti daha arttı (Bu
gördüğüm ne?) diye.
Hanımının yanına gidecekti
ki, fakat,
Eli boş dönecekti, etmedi
kalbi rahat.
O nur yükseliyordu
yeryüzünden göklere.
O sırada bir nida işitti
birden bire.
Hak teâlâ buyurdu: (Ya
Musa, ben muhakkak,
Alemlerin Rabbiyim, asanı
yere bırak.)
Bu nida üzerine, koyunca
onu yere,
Yılan gibi canlanıp,
titredi birden bire.
Ve buyurdu: (Elini,
koynuna sok ve çıkar.
Görürsün güneş gibi, etrafa
ışık saçar.
Git peygamber olarak,
kavmini davet için.
Sen, benimle görür ve
benimle işitirsin.
Seni gönderiyorum zaif,
aciz birine.
Kul olmasına rağmen,
gururlanır o yine.
O Fir’avn ki, bilirim
niyetini, içini.
O ise zanneder ki, bilmem
hiçbir işini.
Sonsuz olmasa idi eğer ki
merhametim,
Muhakkak ki bir anda, onu
helak ederdim.
İzin versem, göklerden
üstüne taş yağardı.
Yer yutar, dağlar ezer,
deniz onu boğardı.
Git, resulüm olarak, ona
haber ulaştır.
Ve bana ibadete, taate onu
çağır.
Hatırlat azabımın şiddetli
olduğunu.
Emrimi bildirerek, kulluğa
çağır onu.
Yumuşak sözler ile söyle,
belki inanır.
Ve belki kendisine gelir
de, ibret alır.
Korkutmasın seni hiç onun o
şatafatı.
Hep benim elimdedir onun
hal-i hayatı.
De ki, Rabbin sıhhat ve
saltanat verdi sana.
Sen ise kalkışırsın ilahlık
davasına.
Buna rağmen, rızkını
kesmiyor Rabbin yine.
Dünya nimetlerini saçıyor
üzerine.
İstese verir sana, O bir
ceza ve bela.
Zira bunu yapmaya kadirdir
Hak teâlâ.)
|