|
16 - MUSA ALEYHİSSELAM
Onu bana
çağır!
Dediler: (Babacığım, salih
bir kimse vardı.
Halimize acıyıp, koyunları
suladı.)
Birine buyurdu ki: (Git
çağır onu bana!)
Kız, utana sıkıla geldi
onun yanına.
Dedi: (Yardımınıza sevindi
babam gayet.
Ücretini vermeye, ediyor
eve davet.)
O önde, kız arkada,
yürüdüler beraber.
(Siz kimsiniz?) diyerek,
sordu Şuayb Peygamber.
Dedi: (Yakub neslinden,
Musa bin İmran’ım ben.
Mısır’dan hicret ettim
Firavun’un şerrinden.)
Buyurdu: (Bu yer girmez,
onun mülk sahasına.
Müsterih ol, burada hiç
zarar gelmez sana.)
İzin alıp, istedi biraz
istirahati.
Çünkü çok meşakkatli
geçmişti seyahati.
Kızlardan bir tanesi gelip
Şuayb Nebi'ye,
Arz etti: (Onu bize, ücret
ile tut!) diye.
(Babacığım, bu kişi çok
hayırlı biridir.
Otlatır hayvanları,
kuvvetli ve emindir.)
Şuayb Nebi, kızının beğendi
bu fikrini.
Ve Musa Peygambere yaptı şu
teklifini:
(Yanımda sekiz sene kal ve
yardım et bana.
Kızlarımdan birini, nikah
edeyim sana.)
Dedi ki: (Ben garibim,
hiç yok ki dünyalığım.
Mehrini eda edip, düğünümü
yapayım.)
Buyurdu ki: (Lüzum yok
dünya mal-ü mülküne.
Sekiz yıl hizmet eyle,
geçer mehir yerine.)
Peki deyip, evlendi o kızla
en nihayet.
Yanında, sekiz sene kaldı
ve etti hizmet.
Hizmete başlayınca o gün
hazret-i Musa,
Şuayb aleyhisselam verdi
ona bir asa.
Cennette bir ağaçtan
yapılmıştı vaktiyle.
Ve hazret-i Âdem’den
gelmişti elden ele.
Şuayb aleyhisselam, o gün
sürülerini,
Ona teslim ederek, yaptı şu
tembihini:
(Ya Musa, koyunları al
götür otlatmağa.
Ve lakin şu kavşaktan sola
dön, sapma sağa.
Çünkü o sağ tarafta, büyük
bir ejderha var.
Korkarım o ejderden zarar
görür hayvanlar.)
Musa aleyhisselam, peki
deyip, oradan,
Ayrılıp, o noktaya vasıl
oldu birazdan.
Ve lakin gelir gelmez
sürüyle o kavşağa,
Hayvanları, ısrarla
saptılar birden sağa.
Gayret sarfettiyse de
çevirmeye o kadar,
Muvaffak olamadı, ilerledi
hayvanlar.
Bir hikmet vardır deyip,
bıraktı hallerine.
Sonra yatıp uyudu, toprağın
üzerine.
Birazdan o ejderha o yere
geldi birden.
Ve lakin asa dahi, canlanıp
kalktı yerden.
O da oldu ejderha, büyüktü
hem de gayet.
Saldırıp, ötekini öldürdü
en nihayet.
Uyandı uykusundan hazret-i
Musa dahi.
Ölü vaziyetinde gördü o
ejderhayı.
|