|
16 - MUSA ALEYHİSSELAM
Heyecanlı
İmtihan
Firavun, kucağına oturttu
onu, fakat,
O, onun sakalını çekip
vurdu bir tokat.
Bu hareket, fazlaca
kızdırdı Firavun’u.
İçinden, emir verip
öldürtmek geldi onu.
Çocuk ise, eline kamçı alıp
bir yerden,
Yaklaşıp, Firavun’un başına
vurdu birden.
Firavun daha kızıp,
yorumladı kötüye,
Düşündü, aradığım düşmanım
budur diye.
Hemen cellatlarına gönderdi
ki bir haber,
Derhal gelip, çocuğu orada
öldüreler.
Ve lakin bu haberi duyar
duymaz Asiye,
Koşup, çalıştı onu bundan
vazgeçirmeye.
Dedi ki: (O, çocuktur,
bilmeden yaptı bunu.
Bilemez yaptığının uygunsuz
olduğunu.)
Lakin bu olanlara, çok
kızmıştı Firavun.
Öldürtmek hususunda kararı
tamdı onun.
Asiye hazretleri dedi ki:
(Az dur hele.
İstersen deneyelim çocuğu
bir şey ile.
Mesela bir yakutla, bir de
ateş korunu,
Önüne bırakarak, takip
edelim onu.
Bunlardan hangisine bakalım
el uzatır?
Çocuk mudur, değil mi, o
zaman belli olur.
Yakutu almak için uzanırsa
o şayet,
Deriz, aklı eriyor,
cezasını ver elbet.
Eğer ateş koruna uzatırsa
elini,
Anlarız çocuk olup, aklı
ermediğini.)
Bu imtihan şeklini kabul
etti Firavun.
İkisini getirip, önüne
koydu onun.
Çok heyecanlanmıştı Asiye
de o ara.
Yakuta uzanırsa, ölecekti o
zira.
Çocuk, yakuta doğru
uzanıyordu ki tam,
Süratle indi gökten Cibril
aleyhisselam.
Ve hazret-i Musa’nın elini
tutup birden,
Ateş koruna doğru çevirdi
onu hemen.
Musa aleyhisselam, bir kor
aldı eline.
Götürüp koydu onu dilinin
üzerine.
Hatta mübarek dili, bu
kordan yandı biraz.
Bu yüzden, lisanında bir
miktar kaldı araz.
Ve lakin Tur dağı’nda,
niyaz etti Rabbine.
Düzelip, çok fasih ve beliğ
konuştu yine.
Asiye, Firavun’a dedi ki
son olarak:
(Aklı ermediğini sen de
gördün işte bak.
O, henüz bir çocuktur,
bilmez ne yaptığını.
Anlamaz o bu yaşta
zararını, kârını.
Öyleyse vaz geç artık,
öldürmekten onu sen.
Bir günahsız masumu, ne
çıkar öldürmekten.)
Bu hadiseyi görüp, vaz
geçti Fir’avn dahi.
Hatta onu sevmeye başladı
bizatihi.
Çünkü onda vardı ki bir
melahat, güzellik,
Derhal aşık olurdu, kim
görseydi onu ilk.
Büyüyüp erginleşti
Fir’avnın sarayında.
Ne istese, önüne geliyordu
anında.
Onun bineklerine binip
dolaşıyordu.
Herkes onu, Fir’avnın oğlu
zannediyordu.
Büluğ yaşına gelip, erdi
rüşd kemaline.
Hak teâlâ, ilim ve hikmet
verdi kendine.
Firavun’un dininin, bozuk
din olduğunu,
Bilip, insanlara da
anlatırdı hep bunu.
|