|
16 - MUSA ALEYHİSSELAM
Oğlunu suya
bırak!
Kıbti bir marangozun
giderek dükkanına,
Dedi ki: (Şu evsafta sandık
yap hemen bana.)
Bu teklif, tuhafına gitti o
marangozun.
Dedi: (Ne yapacaksın bu
sandığı ey hatun?)
Hakikati, ayniyle izah etti
kendine.
Ertesi gün sandığı alıp
geldi evine.
Halbuki mü’minlerin
düşmanıydı kıbtiler.
O da hemen gitti ki, polise
versin haber.
Ve lakin polislere gider
gitmez o kıbti,
Bir tek söz söylemeye,
olmadı hiç takati.
Zira dili tutuldu o kıbti
marangozun.
Bir şey konuşamadan,
bekledi uzun uzun.
Fir’avnın memurları, ona
sinirlendiler.
(Niçin konuşmuyorsun, niye
geldin?) dediler.
Bir şeyler söylemeye
çalışıyordu, fakat,
Tek bir söz söylemeye, yok
idi onda takat.
Canları sıkılmıştı onların
bu kıbtiye.
Dövüp kovaladılar (akıldan
noksan) diye.
Dayak yiyip, dükkana
gelince geri tekrar,
Gördü ki konuşuyor, dilinde
açılma var.
Heyecan ve telaşla, yine
gitti bu defa.
İstedi ki, kendini
ediversin müdafa.
Lakin söyleyemedi, yine de
tek bir kelam.
Bu defa da gözleri kör
olmuştu bittamam.
Memurlar baktılar ki, bu
marangoz anormal.
Dövüp, hakaretlerle,
kovdular yine derhal.
Acınacak bir hale geldi
kıbti büsbütün.
Sağa sola çarparak, hor,
zelil oldu o gün.
Bu hali, hidayete getirdi
lakin onu.
Anladı ilahi bir ikazın
olduğunu.
Hem dilsiz, hem kör idi,
olmuştu çok perişan.
Yapmak istediğine gönülden
oldu pişman.
Dedi: (Bu musibetten
kurtulursam ben eğer,
Saklarım bu hususu, kimseye
vermem haber.)
Ne zaman ki zihninden
geçirdi bu sözleri,
Başladı konuşmaya ve açıldı
gözleri.
Bir iman ve hidayet
gelmişti kendisine.
Sevincinden kapandı şükrane
secdesine.
Velhasıl bu korku da
atlatıldı pekala.
Zira hıfzediyordu onları
Hak teâlâ.
Sandığı, bir kamıştan
yapmış idi o kişi.
Ülül’azm bir Resul’ü
taşımaktı tek işi.
Annesi, pamuk koyup bu
sandığın dibine,
Yatırdı ihtimamla evladını
içine.
Kucaklayıp, gizlice Nil
nehrine giderek,
Bıraktı su üstüne, Rabbine
güvenerek.
Elbet bir anne için, zor
bir şeydi bu gerçi.
Lakin Hakk'a güvendi,
rahattı gayet içi.
Taşırdı nehir onu, gayet
rahat ve sakin.
Sanki idrakindeydi yaptığı
bu hizmetin.
Fir’avnın sarayının
civarından geçerken,
Bir kanal ayrılırdı saraya
bu nehirden.
Tam o yere gelince, dönüp
girdi kanala.
Sanki onu, birisi, sevk
etmişti o yola.
Su üstünden süzülüp, geldi
kıyıya kadar.
Ağaçlar arasına girdi ve
kıldı karar.
Saray hizmetçileri, su için
o nehire,
Gelince, o sandığı gördüler
birden bire
|