|
10 - İSMAİL ALEYHİSSELAM
Bıçak kesmedi
Halilullah, güzelce biledi
bıçağını.
Sonra tekbir söyleyip, andı
Allah adını.
Ve bütün kuvvetiyle bıçağı
vurdu, ancak,
İsmail’in boynunu, kesmedi
keskin bıçak.
Hayret edip, kuvvetle, bir
daha çaldı onu.
Bıçak yine kesmedi,
İsmail’in boynunu.
Uğraşıp sürdüyse de bıçağı
tekrar tekrar,
Hikmet-i ilahiyle, etmedi
yine de kâr.
Şaşırıp, bıçağını tekrar
aldı eline.
Bileyip, var gücüyle
boynuna sürdü yine.
Yine kesemeyince, evladı
İsmail’i,
Olan bu hadiseye, hayret
etti bir hayli.
İsmail arz etti ki:
(Babacım, dene şunu.
Bastır şah damarıma,
bıçağının ucunu.)
Öyle yapıp, kuvvetle
bastırdı diziyle de.
Lakin bıçak, onu hiç
kesmiyordu yine de.
Hatta o bastırmakla, bıçak
oldu iki kat.
Buna rağmen iz bile,
yapmadı onda fakat.
Üzülüp, o bıçağı şiddetle
çaldı taşa.
Bir anda koca kaya, yarıldı
baştan başa.
Bıçak dile gelerek,
dedi ki: (Ya İbrahim!
Sakin ol, benim sana var
şöyle bir sualim:
Nemrud, seni ateşe
attığında o günü,
Ne için yakmamıştı o ateş
vücudünü?)
Şaşırıp, o bıçağa buyurdu
ki cevaben:
(Hak teâlâ, ateşe, yakma
dedi mealen.)
Bıçak arz eyledi ki, sonra
Halilullah’a:
(Ateşe, yakma diye
emrettiyse bir defa.
Bana, tam yetmiş defa kesme
dedi Rabbimiz.
Mazur gör ya İbrahim, böyle
emir aldık biz.)
Halilullah, bıçaktan
duyunca bu sözleri,
Hayret ve şaşkınlıktan,
oturdu diz üzeri.
İsmail, o sırada dedi ki
ona yine:
(Günahkâr olmıyalım, emri
getir yerine!)
İki emr arasında, şaşırdı
tam olarak.
O anda kendisine, vahyetti
cenâb-ı Hak:
(Ya İbrahim, rüyanı tasdik
ettin pek iyi.
Sen, yaptın üzerine düşen
bu vazifeyi.
Şimdi, bana münasip
ihsanımı gör benim.
Başını kaldırıp da, dağa
bak ya İbrahim!)
Halil, emre uyarak yukarı
baktığında,
Besili bir koç gördü,
Mekke’nin o dağında.
Cennet bahçelerinde,
otlamıştı kırk sene.
Cebrail indirmişti bu koçu
kendisine.
(Bu, oğluna fedadır)
buyurdu cenâb-ı Hak.
Halilullah o koçu, gidip
yakalıyarak,
Mina’da kurban etti,
İsmail’in yerine.
Allahın kurban emri,
yerine geldi yine.
Onların yanlarına, geldi
sonra Cebrail.
Oğluna hitab edip, buyurdu:
(Ya İsmail!
Rabbimiz, senin için şöyle
buyurdu bana:
İsmail ne isterse,
vereceğim ben ona.)
O dahi, ellerini duaya
kaldırarak,
Dedi ki: (Ya ilahi, sana,
mü’min olarak,
Ölüp de gelenleri, affeyle
tamamiyle.)
Rabbimiz, (Kabul ettim)
buyurdu bir vahiyle.
|