|
10 - İSMAİL ALEYHİSSELAM
Şeytan rezil oldu
Hiç yüz bulamayınca, la’in
şeytan Hâcer’den,
Rezil rüsvay olarak, geri
döndü o yerden.
İhtiyar kılığına girerek
aynı minval,
Hazret-i İsmailin yanına
geldi derhal.
Dedi ki: (Ey İsmail, bilir
misin ki şu an,
Nereye götürüyor acaba seni
baban?)
Anlamadı o onun, bir şeytan
olduğunu.
Dedi: (Ziyaretine
götürüyor dostunu.)
Şeytan, yemin
ederek, dedi ki: (Ey İsmail!
Kesmeye götürüyor,
ziyaret falan değil.)
Dedi ki: (Hiçbir baba,
öldürür mü oğlunu?
Gördün mü sen ömründe,
böyle şey olduğunu?)
La’in şeytan bu sefer, dedi
ki İsmail’e:
(Bunu, Allah emretti, belki
de rüya ile.)
O dedi: (Bunu Allah
emrettiyse eğer ki,
Buna, can-ü gönülden
razıyım elbetteki.)
Sonra da, babasına dedi ki:
(Bu ihtiyar,
İster ki versin bana, bir
vesvese ve zarar.)
Buyurdu: (Ona taş at,
uzaklaşsın bu yerden.)
İsmail taş atınca, def olup
gitti hemen.
Şeytan, İsmailden de, hiç
yüz bulamayarak,
Hazret-i İbrahime, yaklaştı
son olarak.
Dedi ki: (Ey İbrahim, sen
yanlış yapıyorsun.
Şeytan vesvesesiyle,
hareket ediyorsun.
Bir rüya üzerine, oğlunu
boğazlama.
Sonra pişman olursun,
çaresi olmaz ama.)
Anladı lakin onun, bir
şeytan olduğunu.
Şöyle cevap vererek,
yanından kovdu onu:
(Bu, Rabbimin emridir, sen
ise bir şeytan'sın.
İbrahim ve ehline, bir
zarar yapamazsın.)
Bu cevabı alınca, rezil
oldu bir daha.
Oradan uzaklaştı ve
gizlendi bir dağa.
Oradan vesveseler vermeye
etti devam.
İsmail’e hitaben, söyledi
bazı kelam.
Dedi ki: (Ey İsmail, şimdi
kanın akacak.
Öleceksin, kabrin de içimde
bulunacak.)
İsmail, babasına arz etti
ki o zaman:
(Şöyle şöyle bir sesler
duyuyorum şu dağdan.)
Buyurdu ki: (Evladım,
duyarım ben de, fakat,
Şeytandır o konuşan, etme
ona iltifat.)
Sonra, Buseyr dağına, iyice
yaklaştılar.
O anda, göklerdeki melekler
ağlaştılar.
Dediler: (Sübhanallah! bir
peygamber, oğlunu,
Boğazlamak üzere, getirdi
şimdi onu.
Sabr-ü tahammülünü ziyade
et sen onun.
Zira hiç tereddütsüz,
emrine eğdi boyun.)
Velhasıl Halilullah, orada
İsmail’e,
Gördüğü rüyaları, anlattı
tamamiyle.
Ve sonra buyurdu ki:
(İşte böyle evladım!
Seni kurban etmeyi,
Rabbimden emir aldım.
Ve seni, bu maksatla
getirdim ben bu yere.
Bu babda fikrin nedir, ne
diyorsun bu emre?)
Dedi ki: (Babacığım, ne
derim ki bendeniz.
Beni boğazlamanı, emretti
mi Rabbimiz?)
O (Emretti) deyince
onun bu sualine,
Sürur ve sevinç doldu,
İsmail’in kalbine.
|