|
10 - İSMAİL ALEYHİSSELAM
Nur, onda parlıyordu
Annesi Hâcer hatun, babası
Halilullah.
Cürhüm kabilesine gönderdi
onu Allah.
Resulullahın nuru
parlıyordu alnında.
Kendinden sonra dahi,
parladı evladında.
Hazret-i İbrahim'le Sâre
hatun, mecburen,
Hicret etmişler idi o
Nemrud'un şerrinden.
Lakin ikisinin de ilerledi
yaşları.
O zamana kadar da, olmadı
çocukları.
Halilullah, el açıp dua
etti: (Ya Rabbi!
Bana sen, salihlerden bir
oğul bağışla ki,
Halkı dine davette,
yardımcım olsun benim.
Gurbete çıkınca da, olsun
yar ve refikim.)
Hazret-i Sâre’nin de böyle
idi muradı.
Lakin o ana kadar olmamıştı
evladı.
Hâcer nam hizmetçisi vardı
ki kendisinin,
Onu azad eyledi bu işe çare
için.
Dedi ki: (Ya İbrahim,
Hâcer'i eyle nikâh.
Belki ondan, bir çocuk
bahşeder sana Allah.)
Evlendi Hâcer ile bu teklif
üzerine.
Rabbimiz, İsmaili lutfetti
kendisine.
Ne zaman ki İsmail dünyaya
etti teşrif,
Parlamaya başladı alnında
nur-u şerif.
İbrahim Halilullah, çok
severdi oğlunu.
Yanından, bir an bile
ayırmazdı hiç onu.
İntikal eyleyince nur-u
şerif Hâcer'e,
Bir kıskançlık duygusu arız
oldu Sâre'ye.
O ümit ederdi ki, kendine
geçsin o nur.
Olmayınca, üzülüp kalben
oldu bîhuzur.
Yine de Halilullah, onu hoş
tutuyordu.
Ve hiç incitmemeye gayret
sarfediyordu.
Çoğalınca Sâre'nin
kalbindeki bu gayret,
Hazret-i İbrahim’e geldi
bir gün nihayet.
Dedi ki: (Al yanına
İsmail'le Hâcer'i.
Başka yere götürüp, bırak,
hemen dön geri.)
Rabbinden de bir vahiy
geldi ki ona yine:
(Sâre'nin isteğini
getiriver yerine!)
O da, hemen Hâcer'le,
kundaktaki oğlunu,
Alarak çıktı yola, tuttu
Mekke yolunu.
O zamanlar Mekkede, tek
insan yaşamazdı.
Ve hatta içmek için, damla
su bulunmazdı.
Bu ıssız yere koyup, oğlu
ile Hâcer'i,
Hiç bir şey söylemeden,
kendisi döndü geri.
Zira Sâre hatunun şöyleydi
şartı ona:
(Konuşmadan geri dön, bakma
hem de ardına.)
O da, tenbih üzere, hiçbir
şey konuşmadan,
Dönünce, Hâcer hatun
koşturdu arkasından.
Dedi: (Bu ıssız yerde,
kimse yok görüşecek.
Lokma ekmek, damla su
yoktur yiyip içecek.
Bu yer, sıcak ve kurak bir
çöldür, görüyorsun.
Bizi, yalnız bırakıp nereye
gidiyorsun?)
Bunları, tekrar tekrar
söylediyse de ona,
O, bir cevap vermeyip,
devam etti yoluna.
Hâcer de, son olarak şöyle
sual eyledi:
(Sana, böyle etmeni Allah
mı emreyledi?)
Yalnız (Evet)
deyince cevaben Halilullah,
Dedi ki: (Zayi etmez
öyleyse bizi Allah.)
|