|
04 - NUH ALEYHİSSELAM
Eziyet ederlerdi
Nuh aleyhisselamın,
etmeyip kavmi iman,
İşkence ederlerdi,
kendisine her zaman.
Bayılıncaya kadar
döverlerdi çok kere.
Sonra hasıra sarıp,
atarlardı bir yere.
Toplanıp taşa tutar,
ederlerdi hakaret.
O, bunlara sabredip,
ederdi yine davet.
Saçarlardı üstüne kumları,
yağmur gibi.
Bu kumların içinde,
kaybolurdu Nuh Nebi.
Sonra da öldü diye,
dönerlerdi geriye.
Çok zaman yaparlardı, bu
işi Nuh Nebi’ye.
Hak teâlâ emriyle,
Cebrail, gök yüzünden,
Gelir ve çıkarırdı, onu
kumun içinden.
Sabah yine giderdi, o
inatçı kavmine.
Çağırırdı onları, Allah'ın
birliğine.
Derlerdi ki: (Biz seni
döveriz de bu kadar,
Yine sen, bu davanda
yürürsün aynı karar.
Hakiki bir peygamber olsa
idin sen şayet,
Rabbin, bu cefalardan
korurdu seni elbet.
Lakin sen resul değil, bir
delisin apaçık.
Sana inanmıyoruz, uğraşma
bizle artık).
O kavmin arasında, var idi
ki bir kişi,
Ona eziyet edip, üzmek idi
tek işi.
Bir gün oğlunu alıp,
getirdi Nuh Nebi’ye.
Dedi: (Oğlum, her zaman
cefa yap bu kişiye.)
O çocuk, babasının alarak
asasını,
Vurup kana boyadı,
mübareğin başını.
Bütün bunlara rağmen, yine
sabrediyordu.
(Ya Rab, affet onları,
bilmiyorlar) diyordu.
Onun maruz kaldığı
cefalara, melekler,
Çok üzülüp, Allah'a
münacat eylediler.
Dediler: (Ya ilahi, Sen ne
kadar halimsin.
Şefkat, merhametine,
nihayet yoktur senin.
Onlar, bu yer yüzünde
rahatça yürüyorlar.
Ve senin gönderdiğin
rızıkları yiyorlar.
Buna rağmen putlara
yapıyorlar ibadet.
Ve senin resulüne
ediyorlar hakaret.
Bununla da kalmayıp,
ederler eza, cefa.
Her türlü işkenceyi,
görürler ona reva.
Yine sen, bu kullara rızık
gönderiyorsun.
Ve azab eylemekte, acele
etmiyorsun.)
Velhasıl Nuh peygamber,
dokuzyüz elli sene,
Davet etti kavmini,
Allah'ın birliğine.
Bir kaç kişi vardı ki,
hidayete ilk gelen,
Olmadı bundan gayri, ona
iman eyliyen.
Dediler ki: (Biz asla,
sana iman etmeyiz.
Zira ecdadımızın dini
üzerindeyiz.
Söyle de, gökten azab
göndersin Rabbin bize.
Bizi helak eylesin, eğer
ki muktedirse.)
Nuh peygamber, Rabbine arz
etti ki: (İlahi!
Uğraştım gece gündüz,
biliyorsun sen dahi.
Bunca sene, onları davet
ettim ben, fakat,
Onlar inanmamakta ettiler
yine inat.)
O günden itibaren, kırk
sene müddet ile,
Kıtlık olup, hiç yağmur
yağmadı damla bile.
Hatta hiç bir kadının,
olmadı çocukları.
Üstelik helak oldu
davarları, malları.
Nesilleri kesilip, oldular
çok perişan.
Bağ ve bahçelerinden,
kalmadı eser, nişan.
|