|
01 - ÂDEM ALEYHİSSELAM
Akd-i misak (sözleşme)
Cibril aleyhisselam, emri
ile Rabbinin,
Gelip sual eyledi,
hatırını Âdem’in.
Cennetten bir çift öküz,
alıp yere indi ki,
Bunlardan biri siyah,
kırmızıydı öteki.
Öğretti önce o'na, saban
yapılmasını.
Sonra da, öküzlerin çifte
koşulmasını.
Âdem Nebi, sürdürdü
tarlayı öküzlere.
Ve ekti buğdayları,
sürülen o yerlere.
Çıkan başakları da,
Cibril'den öğrenerek,
Un haline getirdi, hem
savurup döverek.
Sonra yaptı bir tandır,
kazarak biraz yeri.
İçinde ateş yakıp, pişirdi
ekmekleri.
Allah, Âdem Nebi'ye
buyurdu ki sonra hem:
(Seni, toprak ve sudan,
kim yarattı ya Âdem?)
Cevabında dedi ki: (Sen
yarattın ya Rabbi!)
Buyurdu ki: (Öyleyse,
secde et bana haydi.)
Âdem aleyhisselam, secdeye
vardı o dem,
O zaman Hak teâlâ, buyurdu
ki: (Ya Âdem!
Seninle bir sözleşme
yapalım ki, yakinin,
Olsun daha kuvvetli, hem
artsın muhabbetin.)
Ve Hacer-ül esvedi,
getirdiler Cennetten.
Bir beyaz yakut olup,
parlardı her cihetten.
Âdem'in zürriyeti,
belinden, ruh haliyle,
Çıktılar zerre zerre,
kudret-i ilahiyle.
O zaman bu ruhlara, hitab
edip Rabbimiz,
Buyurdu ki: (Ben sizin,
değil miyim Rabbiniz?)
Her biri, (Kalu bela!),
yani (Evet!) dediler.
Ve lakin bu dünyaya
gelince de, bu sefer,
Dünya meşguliyeti, hem
dahi gafletinden,
Verdikleri o sözü, unuttu
çoğu hemen.
Şöyle hitab eyledi,
ruhlara sonra Allah:
(Benim peygamberimdir
Muhammed bin Abdullah.
O'nu, ahir zamanda dünyaya
gönderirim.
Mahluklarım içinde, en çok
O'nu severim.
Ey ruhlar, şimdi bana söz
verin siz hepiniz,
O'na iman eyleyip, yardım
eder misiniz?)
Hepsi söz verdiler ki:
(Kabul ettik ilahi.)
Buyurdu: (Öyle ise,
secde edin siz dahi.)
O anda bütün ruhlar,
secdeye kapandılar.
Lakin secde etmedi kâfir
ve münafıklar.
Secdeye giden ruhlar,
kaldırıp başlarını,
Gördüler bir kısmının
secde yapmadığını.
Sevinip hamd ettiler,
secde ettiklerine.
Şükr için, ikinciye
vardılar tekrar yine.
Bunları seyrederken gökte
bazı melekler,
Allahü teâlâya, şöyle sual
ettiler:
(Ya Rabbi, bu insanlar ne
çok kalabalıktır.
Her birine, dünyada,
yetecek yer var mıdır?)
Buyurdu ki: (Onların,
bir kısmı fani olur.
Ölenlerin yerine,
başkaları oturur.)
Melekler hayret edip,
dediler ki: (İlahi!
Mâdem ki insanların, bir
kısmı olur fani,
Onların yerlerine gelecek
bu insanlar,
Ölenleri görünce, burda
nasıl kalırlar?)
Hak teâlâ buyurdu: (Ey
benim meleklerim!
Ben onlara gaflet ve uzun
emel veririm.
Dost ve yakınlarını gömüp
kabirlerine,
Gelip yine dalarlar, tûl-i
emellerine.)
|