|
34 - GÜZEL AHLAKI
Tevazu sahibiydi
Peygamber Efendimiz
tevazu sahibiydi.
Yine bu hasleti de büyük
ve emsalsizdi.
Şunu teklif etti ki
kendine cenab-ı Hak:
(Yap Peygamberliğini
ister melek olarak.)
Lakin O, buna bile
olmadı müteveccih.
Kul olarak Peygamber
olmayı etti tercih.
Yoksul ve fakirlerle
oturup kalkıyordu.
Köleler davet etse,
kabul buyuruyordu.
Buyurdu ki:
(İsa'yı nasıl
hıristiyanlar,
Uzun uzun methedip,
övüyorlarsa onlar,
Beni de, onun gibi böyle
methetmeyiniz.
Bana, Allah'ın kulu ve
Resulü deyiniz.)
Arpa ekmeği ile,
içyağından yapılan,
Basit bir yemeğe de
çağrılsaydı ne zaman,
Hiç tereddüt etmeden,
kabul edip giderdi.
O kimsenin gönlünü
yapar, memnun ederdi.
Sırtına, çok sade bir
şilte vurulmuş olan,
Bir deve üzerinde Hacca
gitti bir zaman.
Oysa fakir değildi o
Sevgili Peygamber.
Memleketler fethetmiş,
almıştı ganimetler.
Ve hatta bu Haccında, o
Peygamber-i zişan,
Yüz besili deveyi
etmişti kendi kurban.
Ancak mütevazıydı o
Server-i kainat.
Dünyalığı olsa da,
etmezdi hiç iltifat.
Nitekim O, Mekke'yi
fethettiği gün bile,
Ordusu, ihtişamla
giriyorken şehire,
O, deve üzerinde
geliyordu o zaman.
Başı öne eğikti yine
tevazuundan.
Ebu
Hüreyre dahi anlatır ki
şöylece:
Çarşıya çıkmış idik
ikimiz beraberce.
Pazardan öte beri alıp
Fahr-i kainat,
Satıcıya, parayı fazlaca
verdi fakat.
Onun bu ihsanından,
satıcı memnun kalıp,
Derhal öpmek istedi,
ellerine kapanıp.
Lakin Peygamberimiz
vermedi buna izin.
Buyurdu:
(Bir sebep yok elimi
öpmen için.
Çünkü ben, ne melikim ve
ne de padişahım.
Ben, sizin içinizden
sadece bir insanım.)
Sonra, satın aldığı o
şeyleri alarak,
Başladı taşımaya oradan
ayrılarak.
Ben taşımak istedim,
buyurdu ki:
(Her kişi,
Kendisi yapmalıdır
kendine ait işi.)
O Server, emin, adil,
doğru sözlü idi hem.
İtiraf etmişlerdir bunu
da cümle âlem.
Hatta Peygamberlikten
önce de, herkes yine,
Hep (Muhammed-ül emin)
derlerdi kendisine.
İslamdan
önce dahi, her hususta
yine halk,
Onun hakemliğine
başvururdu muhakkak. |