|
33 -
FAZİLET ve ÜSTÜNLÜKLERİ
Ümmetine şefkati
Vaktiyle zengin biri,
donatıp bir ziyafet,
Çok fakir bir âlimi,
evine eder davet.
Âlim gelip oturur,
zenginin sofrasına.
Lakin bir lokma bile
alıp koymaz ağzına.
Ev sahibi üzülüp, arz
eder ki: (Efendim!
Görürüm yemezsiniz, bunu
ben merak ettim.)
O âlim şöyle der ki:
(Evimde, şu aralar,
Birkaç zayıf ve garib
ciğerparelerim var.
Aç ve susuz olarak
dururken onlar evde,
Nasıl yiyebilirim
bunları ben bu yerde?)
Ev sahibi, bunları
âlimden öğrenerek,
Çocuklarına dahi
gönderir hemen yemek.
Âlim, ancak o zaman
gönül rahatlığıyle,
Zenginin sofrasında
başlar yemek yemeye.
Kıyamet gününde de,
Rabbimiz, bunun gibi,
Cennete davet eder o
Sevgili Habibi.
Lakin girmez Cennete o
Server-i kainat.
Zira kalbi, değildir hiç
müsterih ve rahat.
Ümmetinden günahı fazla
olan kimseler,
Çünkü mahşer yerinde
gayet zahmettedirler.
Onları düşünerek o
Hüdanın Habibi,
Allah’a yalvararak, arz
eder ki:
(Ya rabbi!
Ya beni, onlar ile
gönder Cehennemine.
Ya da sok onları da,
benimle Cennetine.)
Rabbimizden bir hitab
gelir ki:
(Ey Habibim!
Ben, yalnız senin için
Cenneti halk eyledim.
Sen o günahkârların
tamamını alarak,
Girin hep Cennetime,
birlikte şad olarak.)
Yine Beni İsrail
zamanında bir adam,
Vardı ki, günah ile
geçmişti ömrü tamam.
Uzun yıllar yaşayıp,
sonra da öldü birden.
İlgilenen olmadı kötü
bilindiğinden.
Sonradan birkaç kişi
gelerek bir araya,
Cesedini götürüp,
attılar bir sahraya.
Lakin Musa Nebiye
hemence cenab-ı Hak,
Vahyetti
ki onunla alakalı
olarak:
(Ya Musa, onu gidip
güzel kefenleyiniz.
Namazını da kılıp,
öylece defnediniz.)
Musa aleyhisselam,
Rabbinin bu emrini,
Yaptı ve daha sonra
sorunca hikmetini,
Buyurdu ki:
(Ya Musa, o, halkın
bildiğinden,
Daha günahkârdı da, af
eyledim yine ben.
Çünkü o, bir zamanlar
baktığında Tevrat’a,
Habibimin
methini görmüştü o
kitapta.
Kalbinde, Habibime
muhabbet hasıl oldu.
O sahifeyi öpüp, sonra
başına koydu.
Sevgili Habibime
gösterdiği muhabbet,
Sebebiyle ben onu, ettim
af ve mağfiret.) |