|
33 -
FAZİLET ve ÜSTÜNLÜKLERİ
Resulullaha salevat
Bir gün hazret-i Abbas,
Allah'ın Resulüne,
Dedi ki: (Bir şey sormak
isterim Hazretine.
Kırk günlük idiniz ki,
Ay’la söyleşirdiniz.
Siz ona, o da size acaba
ne derdiniz?)
Resulullah
buyurdu:
(Ey amcam, o gün benim,
Bir şeyle, kuvvetlice
bağlanmıştı bir elim.
Ağlayacak idim ki o acı
ve ezadan,
Ay, benimle konuşup
şöyle dedi o zaman:
Ağlama, gözyaşından bir
damlacık toprağa,
Düşerse, yeşil bir ot
bitmez olur bir daha.)
O bunu işitince Allah'ın
Habibinden,
Elini, bir eline vurarak
hayretinden,
Dedi ki: (Siz o zaman,
henüz bebek idiniz.
Nasıl bu olanları
hatırlayabildiniz?)
Buyurdu ki:
(Evet ben, henüz
doğmadan önce,
Olan şeyleri dahi
bilirim ince ince.
Peygamberler içinde,
kırk yaşına gelmeden,
Peygamber olduğunu,
önceden yoktu bilen.
Yalnız İsa Peygamber,
dünyaya geldiği gün,
Dedi ki: Ben Allah'ın
kulu ve Resulüyüm.
Ey amcam, bir de senin
kardeşin oğlu vardır.
Henüz doğmadan önce,
bunlardan haberdardır.
İstersen biraz daha
bahsedeyim bunlardan.
Mesela ben bedenen
dünyaya geldiğim an,
Yani o pazartesi gecesi,
cenab-ı Hak,
Yedi gökte, yedi dağ bir
anda eyledi halk.
Hem bu yerler, büyük ve
geniş idi gayetle.
Doldurdu buraları
görevli meleklerle.
Tesbih
ve takdis ile meşguldür
her bir melek.
Yoktur başka işleri,
kıyamet gününe dek.
Bunların sevabını, her
kim bana salevat,
Okur ise, onlara
bağışlarlar her saat.)
Resulullahtan
sonra, mübarek
sahabiler,
Bir gün, bir diğerini
görseydi biri eğer,
Derdi ki: (Gel kardeşim,
biraz Efendimizden,
Bahset de, azalmasın
sevgisi kalbimizden.)
Öyle severlerdi ki
Sevgili Peygamberi
Can siper olmuşlardı
etrafında her biri.
Onun tek bir kılına
zarar gelmesin diye,
Ölüme atılırdı herbiri
seve seve.
Derlerdi: (Mühim değil
şu olsun, bu olmasın.
Yeter ki, Ona asla bir
zarar dokunmasın.)
İslam için, her türlü
güçlüğü aşa aşa,
Peşinden giderlerdi
kâfirlerle savaşa.
Kendi vücudlarını
yaparak birer kalkan,
Allah'ın Resulünü
korurlardı düşmandan. |