|
33 -
FAZİLET ve ÜSTÜNLÜKLERİ
Resulullahın şefaati -2
İnsanlar mahşer günü,
Resullere müracat,
Ederek, herbirinden
isterler bir şefaat.
Ve lakin sevk ederler
herbiri diğerine.
En son Habibullaha
gelirler onlar yine.
Peygamber Efendimiz
buyurur:
(Ey cemaat!
Rabbim izin verirse, ben
ederim şefaat.)
Sonra kalkıp, izzetle
Arş-ı a’laya varır.
Orada, bin senelik bir
secdeye kapanır.
Rabbini, bir mükemmel
eder ki hamd ve sena,
Bu, nasib olmamıştır
Ondan gayri insana.
O an ehl-i mahşerin pek
fenadır halleri.
Anlatmak mümkün olmaz
çekilen zahmetleri.
Çoklarının dünyada
sarıldıkları mallar,
O gün, boyunlarında
birer halka olurlar.
Yüklendikleri şeyler,
öyle ağırlaşır ki,
Boyunları üstünde büyük
dağ olur sanki.
Feryat ve figanları
artar ki öyle hatta,
Sanki gök gürlemesi gibi
olur adeta.
(Va veylâ! Va sebura!)
diye feryat ederler.
Onların feryadına,
dayanmaz yer ve gökler.
Ticaret eşyasıyla, altın
ve gümüşün de,
Zekatını vermeyen, çok
pişmandır o günde.
Zira zekatlarını
vermediği o mallar,
Koca bir yılan olup,
boynuna dolanırlar.
Değirmen taşı gibi
ağırlık, zahmet verir.
O kimse feryat edip,
bağırır ki: (Bu nedir?)
Melekler cevap verip,
derler ki: (Bu, dünyada,
Zekat vermediğiniz
mallardan oldu peyda.)
Bazıları vardır ki,
avret mahallerinden,
Kan, cerahat ve irin
akar mütemadiyen.
Tahammülü imkansız pis
kokuları vardır.
Bunlar da, zina yapan
erkek ve kadınlardır.
Bir kısmının dilleri,
sarkmış böğürlerine.
İftira edenlerdir bunlar
da birbirine.
Velhasıl Resulullah
secdedeyken, o anda,
Rabbimiz, kendisine eder
şöyle bir nida:
(Ya Muhammed, başını
kaldır da şefaat et.
İste muradını ki, ben
edeyim icabet.)
Resulullah,
başını secdeden
kaldırarak,
Allahü teâlâya arz eder
yalvararak:
Ve der ki:
(Ya ilahi, kulların
arasından,
İyi ve kötüleri ayırt et
ki bu zaman,
Rezil rüsvay oldular
günahıyla her biri.
Ve artık bu azaba yoktur
tahammülleri.)
Şefaat muradını böyle
arzettiğinde,
Derhal kabul edilir Hak
teâlâ indinde.
Onun şefaatıyla, hemen
Mizan kurulur.
Böylece ehl-i mahşer,
izdihamdan kurtulur.
|