|
32 - HİLYE-İ SAADET
Miskten güzel kokardı
Server-i kainatın
mübarek parmakları,
İri olup, etliydi hem
mübarek kolları.
Vücudunun kokusu, güzel
idi miskten de.
Bedeni hem yumuşak,
kuvvetli idi hem de.
İriydi kemikleri yine
omuz başının.
Genişti göğsü dahi
Peygamber-i zişanın.
Boy itibariyle de, yine
Server-i âlem,
Uzun boylu olmayıp, kısa
da değildi hem.
Gelse idi yanına, uzun
bir kimse eğer,
Yine de ondan uzun
görünürdü o Server.
Oturduğu vakitte,
mübarek omuzları,
Diğer oturanlardan
olurdu hep yukarı.
O Server'in mübarek saç
ve sakalları da,
Kıvırcık ve düz değil,
ondüleydi aslında.
Uzatır ve bazan da
keserdi saçlarını.
Yine O, boyamazdı saç ve
sakallarını.
Vefat ettiği zaman, saç
ve sakallarında,
Ak kıl, yirmiden dahi
azdı aralarında.
Mübarek bıyığını, zaman
zaman kırkardı.
Uzunluğu ve şekli, tam
kaşları kadardı.
Misvak ve tarağını
ayırmazdı yanından.
Ve aynaya bakardı
taranacağı zaman.
Bütün güzel huylarla,
iyi ahlakın hepsi,
Peygamber-i zişanda
toplanmıştı cümlesi.
Bunlar, Ona doğuştan
verilmiş idi ancak.
Kazanılmış değildi
sonradan çalışarak.
Asla bir müslümana, hiç
lanet etmemiştir.
Ve mübarek eliyle,
kimseyi dövmemiştir.
Kendi için, kimseden
almamıştır intikam.
Her işi, Allah için
yapıyordu çünkü tam.
Aile efradına, hısım
akrabasına,
Çok iyi muamele ederdi
Eshabına.
Ev içinde yumuşak ve
güleryüzlü idi.
Hizmetçisine bile tevazu
gösterirdi.
İşlerinde yardımcı
olurdu Eshabına.
Küçük çocuklarını,
alırdı kucağına.
Fakat kalbi, bunlarla
hiç meşgul değil idi.
Ruhu, her an melekler
ulvi âlemindeydi.
O, bütün insanların
cömerdiydi en fazla.
Bir şey istendiğinde,
(yok) demiyordu asla.
Zira istenilen şey, var
ise veriyordu.
Eğer mevcut değilse, hiç
cevap vermiyordu.
İyi kötü herkese, o
Peygamber-i zişan,
Yapardı ki o kadar çok
iyilik ve ihsan,
Rum imparatorları, hatta
İran şahları,
Yapamazdı o kadar ikram
ve ihsanları.
Buna rağmen kendisi,
kendi arzusu ile,
Yaşardı sıkıntı ve tam
bir tevazu ile. |