|
31 -
VEFATI
Dudakları kımıldıyordu
Peygamber Efendimiz,
vakta ki etti vefat,
Sahabe, buna önce
inanmadılar fakat.
Çünkü Resulullahın
ayrılık acısından,
Çoğu sahabilerin aklı
gitti başından.
Lakin böyle hallerde,
hazret-i Ebu Bekir,
Telaşa kapılmayıp,
bulurdu çare, tedbir.
Bir hutbe irad etti
Eshaba çıkıp o gün.
Eshap, ancak inandı
vefatına Resulün.
Lakin hüzün ve keder,
Eshabın yüreğine,
Zehirli hançer gibi
saplanmış idi yine.
Herkesin gözü ağlar, göz
yaşları çağlardı.
Ve ayrılık ateşi,
ciğerleri dağlardı.
O gün hemen toplanıp,
cümle Eshab-ı kiram,
Onu halife seçip, emrine
girdiler tam.
Velhasıl hicri onbir
senesinin içinde,
Ve Rebi-ül-evvel’in hem
de onikisinde,
Bir Pazartesi günü,
öğleden önceydi hem,
Vefat edip, Rabbine
kavuştu Fahr-i âlem.
Ali bin Ebi Talip,
Resulü gasl eyledi.
Fadl ibni Abbas dahi Ona
yardım ederdi.
Yıkama esnasında,
mübarek vücudundan,
Öyle bir misk kokusu
yayıldı ki o zaman,
Sahabe-i kiramdan hiç
kimse, o güne dek,
Öyle güzel bir koku,
koklamamışlardı pek.
Resul-i müctebayı sonra
kefenlediler.
Bir sedir üzerinde,
mescide getirdiler.
Haber verdiği gibi, daha
önce Resulün,
Cümle Eshap, mescitten
dışarı çıktı o gün.
Melekler, bölük bölük
gelip namaz kıldılar.
Daha sonra gaibten, şu
nidayı duydular:
Diyordu: (Ey müminler,
Sevgili Peygamberin,
Cenaze namazını siz dahi
eda edin!)
Bu nidayı duyunca
bilcümle sahabiler,
Namaz kılmak üzere,
içeriye girdiler.
İçerde, gurup gurup ve
imamsız olarak,
Resulün namazını eda
etti cümle halk.
Cenaze namazının
kılınması bitince,
Sıra, defin işine
gelmişti binnetice.
(Nereye defnedelim?)
diye düşünür iken,
Hazret-i Ebu Bekir bunu
da çözdü hemen.
Dedi: (Resulullahtan
duymuştum ki bir sefer,
Vefat ettiği yere
defnolur Peygamberler.)
Resulullah, böylece
hazret-i Aişe’nin,
Mübarek odasına defnoldu
geceleyin.
Kabirden en son çıkan,
Kusem bin Abbas idi.
O, gördüğü bir şeyi
çıkınca haber verdi.
Dedi: (Nurlu yüzünü, ben
gördüm son olarak.
Dudakları oynardı,
eğilip verdim kulak.
Ya ilahi ümmetim! ya
ilahi ümmetim!
Diye yalvarıyordu, buna
bizzat şahidim.) |