|
27 - MEKKE'NİN FETHİ
Müşrikler ümitliydi
Peygamber Efendimiz ve
şanlı sahabiler,
Birlikte Beytullahı önce
tavaf ettiler.
Ve hazret-i Abbas’ın
kuyudan çıkardığı,
Zemzem suyunu içip,
sonra da abdest aldı.
Vücudundan ayrılan
suları, o arada,
Eshap,
yere düşmeden kapıştılar
havada.
Bunu gören müşrikler,
çok hayret eylediler.
(Biz böyle bir hükümdar
hiç görmedik) dediler.
Kâbe’nin çevresinde,
taştan veya tahtadan,
Yapılmış çok sayıda
putlar vardı o zaman.
Peygamber Efendimiz,
kırılıp bu putların,
Tertemiz olmasını istedi
Beytullahın.
Ve okuyup sure-i
İsra’dan iki âyet,
Asa’sıyle
putlara eyledi bir
işaret.
Asa’nın dokunduğu o
putlar, birer birer,
Yüzleri üzerine yerlere
devrildiler.
Öğle vakti girince,
Bilal-i Habeşi’ye,
Emretti Resulullah:
(Kalk, ezan oku!)
diye.
O da, yanık sesiyle
okudu ki bir ezan,
Kalplere, çok büyük bir
huzur geldi o zaman.
Velakin
müşriklerin içleri
eriyordu.
Elem ve üzüntüyle hepsi
kahroluyordu.
Allah’ın Peygamberi,
bazı Eshabı ile,
Beytullaha
girdiler ibadet
maksadiyle.
Kapıyı arkasına alıp
Fahr-i kainat,
Namaz eda eyledi, burada
iki rekat.
Sonra çıkıp, kapının her
iki kanadından,
Mübarek elleriyle
tutarak durdu o an.
Kureyşli müşriklerse,
hep mescid-i haramda,
Toplanmış, heyecanla
bekleşirdi o anda.
Korku ile karışık bir
ümitle, cümlesi,
Resulün kararını
bekliyorlardı hepsi.
Zira onlar, vaktiyle
Sevgili Peygambere,
Ve Ona iman eden bir
nice müminlere,
Her türlü eziyet ve
işkence yapmışlardı.
Kırbaç ile dövmüşler,
ateşte yakmışlardı.
İpi, boyunlarına takıp
bir seferinde,
Yerde sürümüşlerdi,
dikenler üzerinde.
Ateşte kızartılmış
şişleri, bir çoğuna,
Vahşice sokmuşlardı
çıplak vücutlarına.
Koyup hem üstlerine
ağır, sıcak kayalar,
Döverlerdi onları,
bayıltıncaya kadar.
Üç sene, bir bölgeye
hapsedip aç ve susuz,
Mahrum bırakmışlardı her
şeyden hem de suçsuz.
Sonunda, yurtlarından
sürüp çıkarmışlardı,
Bunlar yetmezmiş gibi,
çok da harp yapmışlardı.
Bütün bunlara rağmen,
ümitlilerdi yine,
Ümitle bakarlardı,
gözlerinin içine.
Çünkü karşılarında,
âleme rahmet olan,
Bir merhamet deryası
Peygamber vardı o an. |