|
22 - HUDEYBİYE
SULHNAMESİ
Mecburen anlaştılar
Sayıları bindörtyüz olan
bu sahabiler,
O gün biat ettiler
Resulle birer birer.
Dediler: (Biz hepimiz, muntazırız emrine.
Bize ne emredersen, getiririz yerine.
Düşman ile çarpışıp, ya Mekke’yi alırız.
Yahut da, bu uğurda tek tek şehid
oluruz.)
Resule bu şekilde
söyleyip birer birer,
(Ölmek var, dönmek
yoktur!) diyerek söz
verdiler.
Sonra, kılıçlarını
çekerek kınlarından,
İşaret beklediler
Resul-i kibriyadan.
Ve lakin bu esnada,
islam karargahını,
Gözetleyen casuslar,
tesbit etti bu anı.
Gelip haber verdiler,
Kureyş müşriklerine.
Bu sebepten hepsinin,
korku düştü içine.
O gece, müşriklerden
elli kadar atlılar,
İslam askerlerine aniden
saldırdılar.
Ve lakin nöbetçiler,
verdiler derslerini.
Kıskıvrak yakalayıp,
bağladılar hepsini.
Resulullah,
onların kimini
hapsederek,
Yine bir kısmını da,
bıraktı affederek.
Müşrikler ertesi gün,
tekrar baskın yaptılar.
Lakin müslümanlarca yine
yakalandılar.
O zaman o müşrikler,
anladı ki böylece:
Müslümanlar hazırlar
savaşa gün ve gece.
Onlar da, bize baskın yaparsa bugün
yarın,
Diye, bir korku düştü
kalplerine küffarın.
Kendi aralarında yaparak
istişare,
Dediler: (Anlaşalım, zira yok başka
çare.)
Ve hemen Süheyl ibni
Amr’ın başkanlığında,
Bir elçi heyetini
gönderdiler anında.
Peygamber Efendimiz,
Kureyş elçilerini,
Kabul edip, dinledi arzu
isteklerini.
Elçiler dediler ki:
(Tutup hapsettiğiniz,
Kureyşli müşrikleri
salmanızı isteriz.)
Peygamber Efendimiz,
buyurdu ki cevaben:
(Benim Eshabımı da, siz
tuttunuz esasen.
Siz benim Eshabımı
salmazsanız eğer ki,
Ben de, o esirleri
bırakmam elbette ki.)
Süheyl cevap verdi ki:
(Doğrudur, haklısınız.
Bize, adaletli ve
insaflı davrandınız.)
Ve hazret-i Osman’la, on
kadar sahabinin,
Bırakılmalarını sağladı
hemen ilkin.
Ve bunun üzerine, o
Sevgili Peygamber,
O esir müşrikleri derhal
salıverdiler.
Sonra o elçilerle,
konuşmalar yapıldı.
Nihayet neticede,
andlaşmaya varıldı.
O gün, müslümanlarla
müşrikler arasında,
Andlaşma
yapılması, çok mühimdi
aslında.
Zira müslümanların, bir
(devlet) olduğunu,
Onlar da kabul etmiş,
tasdikliyordu bunu.
Bu, müslümanlar için,
bir zaferdi esasen.
Bunu, o müşrikler de
kabul etmişti zaten.
Sıra, yazılmasına
gelmişti sözleşmenin.
Katip, Hazret-i Ali
seçildi bunun için. |