|
22 - HUDEYBİYE
SULHNAMESİ
Lebbeyk! Allahümme
lebbeyk!
Hicri altıncı yılın,
zilka'de ayında hem,
Bir gece, rüyasında
gördü ki Fahr-i âlem:
Sahabe-i kiramla hep
Mekke’ye gittiler.
Ve Kâbe-i şerifi ziyaret
eylediler.
O Server, bu rüyayı
Eshaba söyleyince,
Kapıldı onlar dahi,
heyecan ve sevince.
Zira ana yurtları, doğup
büyüdükleri,
Yüzlerini beş vakit
namazda döndükleri,
Mekke’ye, Beytullaha
gideceklerdi zira.
Çünkü buna işaret
ediyordu bu rüya.
Resulullah,
Eshaba verince bu
müjdeyi,
Hemen bir hazırlığa
başladı onlar dahi.
Resulullah
kendi de, yol için
hazırlanıp,
İbni Ümmü Mektum’u
yerine vekil yapıp,
Zilkade ayının ilk
Cumartesi gününde,
Kusva
nam devesine binerek
Medine’de,
Bindörtyüz sahabiyle
çıktılar Medine’den.
Şehirde kalanlarla
vedalaştılar hemen.
Daha sonra her biri,
niyet edip umreye,
Yürüyüşe geçtiler, o
mukaddes beldeye.
Birer kılıç var idi,
yanında her kişinin.
Yetmiş de deve vardı
kurbanlık, kesmek için.
Zülhuleyfe
denilen yere varınca
ama,
Resulullah
ve Eshap, girdiler hep
ihrama.
Kurbanlık develere,
işaretler yaptılar.
Herbirinin
boynuna, birer ip
bağladılar.
Sonra da Bişr bin Süfyan
isimli sahabiye,
Emredip, haber için
gönderdiler Mekke’ye.
Beyazlara bürünen Resul
ve sahabiler,
Orada, hep birlikte
telbiye eylediler.
Hepsi yüksek ses ile,
telbiye söylüyordu.
Bu mübarek sözlerle, yer
ve gök inliyordu.
Bir an önce Mekke’ye
varmak için de hemen,
Yola devam ettiler
çıkıp, Zülhuleyfe'den.
Yolda hazret-i Ömer ve
Sa'd bin Ubade,
O Server'in yanına
yaklaşıp az ilerde,
Dediler ki: (Efendim,
Kureyş’in üstüne biz,
Silahsız olarak mı acaba
gideceğiz?
Onlardan, zatınıza zarar
erişir diye,
Korkar ve bu sebepten
düşeriz endişeye.)
Buyurdu ki:
(Umreye niyet ettim önce
ben.
Silah taşımayı da,
istemem böyle iken.)
Allah’ın Sevgilisi ve
Sahabe-yi kiram,
Umre niyeti ile ettiler
yola devam.
Bazı kabileleri, ederek
hem ziyaret,
Resulullah,
onları ederdi dine
davet.
Lakin çekiniyordu bir
kısım kabileler.
Verirdi bir kısmı da,
kıymetli hediyeler.
Beyaz ihramlarıyla, o
bindörtyüz sahabi,
Başlarında Allah’ın
Sevgilisi, Habibi,
Heyecanlanırlardı
Mekke’ye varmak için.
Zira burunlarında
tütüyordu hepsinin. |