|
20 - HENDEK GAZASI
Soğuk, açlık ve düşman
Hendek kazma işine, her
gün Eshab-ı kiram,
Hiç fasıla vermeden,
ediyorlardı devam.
Bir ara, önlerine çıktı
çok sert bir kaya.
Yetmedi takatleri o
kayayı kırmaya.
Peygamber-i zişana,
verdiler sonra haber.
Oraya, saadetle teşrif
etti o Server.
Balyozu kaldırarak, o
Hüdanın Habibi,
Dağıttı bir vuruşta, o
kayayı kum gibi.
Zira her bir hususta,
hatta güç ve kuvvette,
Resulullah,
herkesten üstün idi
elbette.
Nitekim harplerde de,
sıkıştığında Eshap,
Ondan, yardım ve medet
isterlerdi derakap.
Hazret-i Cabir der ki: O
Server, Hendek günü,
Kayayı kırmak için,
kaldırdı külüngünü.
Mübarek karnı üzre, üç
taş bağlı dururdu.
Üç gün yemek yememek
alameti idi bu.
Düşündüm: Evde biraz,
yemek pişirttireyim.
Ve Resulü, gizlice
yemeğe götüreyim.
Zira cümle Eshabı, eve
davet edecek,
Miktarda, hanemizde
bulunmazdı yiyecek.
O Server'in yanında, bir
iki kişi şayet,
Gelse de mühim değil,
yine eder kifayet.
Resulden izin alıp,
geldim hemen evime.
Düşündüğüm bu şeyi
söyledim aileme.
Dedim ki: (Hayli açtır
Resul aleyhisselam.
İsterim yedirelim bir
miktar Ona taam.)
Hatunum memnun olup,
dedi ki: (İyi olur.
Evde biraz et ile, biraz
arpa bulunur.
O eti pişirir ve un
yaparız arpayı.
Var acele davet et,
Resul-i kibriyayı.)
Dönüp, Resulullahın
huzuruna geldim ve,
Dedim ki: (Yemek için,
buyurun bizim eve.)
Buyurdu ki:
(Ey Cabir, ne kadar
vardır taam?)
Dedim: (Biraz et ile,
biraz da vardır arpam.)
Buyurdu ki:
(Çok iyi, hanıma de ki
ama,
Ben gelinceye kadar el,
sürmesin taama.)
Sonra nida etti ki,
cümle hendek ehline:
(Ey Eshabım, geliniz
Cabirin yemeğine!)
Eve gelip, hatuna dedim
ki: (Dinle beni.
Çağırdı Resulullah,
cümle hendek ehlini.
Bin kişiden fazladır
gelenler tahminimce.
Peki biz ne yaparız,
yemek yetişmeyince?)
O dedi ki: (Yemeğin
miktarını, o Server,
Biliyorsa gam değil,
düşünme böyle şeyler.)
Az sonra Resulullah,
teşrif etti yemeğe.
Mübarek eli ile, dokundu
tencereye.
Sonra, bereket için dua
etti hem dahi:
(Bereket ihsan eyle
yemeğe ya ilahi!)
Sahabe, onar onar gelip
yemek yediler.
Kalkanların yerine,
başka gurup geldiler.
Bin’i aşkın sahabi
yediler o yemekten.
Bir çömlek yemek idi
tamamı onun zaten.
Sonra baktım, o çömlek
doluydu yemek ile.
Bitmesi şöyle dursun,
azalmamıştı bile. |