|
13 - BEDİR GAZASI
Esirlere iyi
bakın!
Kureyş kâfirlerine, o
Sevgili Peygamber,
Savaşı müteakip
gönderdiler ki haber:
(Kurtulmalık fidyesi
ödemek şartı ile,
Götürebilirsiniz esirleri
Mekke’ye.)
Yalnız Resulullah’a çok
eza cefa eden,
Nadr bin Haris’in boynu,
vuruldu o gün hemen.
Bir de, Resulullah’ın,
hicretten daha önce,
Beytullah’ta, namaza
durduğunu görünce,
Bekleyip o Server'in
secdeye indiğini,
Sonra, alıp ölmüş bir deve
işkembesini,
Mübarek arkasına koyan
alçak ve bedbaht,
Bir kâfir var idi ki Ukbe
bin Ebi Muayt,
Bu habisin boynu da
vuruldu o gün yine.
O zaman Resulullah, hamd
eyledi Rabbine.
Sonra, onun leşinin
yakınına gelerek,
Şöyle hitab eyledi hem de
yemin ederek:
(Allah’ı, Resul'ü ve
Kur'anı inkâr eden,
Senin kadar kötü bir kimse
bilmiyorum ben.)
Esirler, sahipleri gelip
alana kadar,
Sahabe-i kiram’ın
yanlarında kaldılar.
Peygamber-i zişan’ın
emriyle, uzun süre,
Çok iyi muamele yapıldı
esirlere.
Onlardan bir tanesi,
anlatıyor ki bizzat:
(Esir olduğum evde,
huzurluydum ve rahat.
Şefkatle muamele
ediyorlardı bana.
Beni de alırlardı her gün
sofralarına.
Ekmek az olsa idi, bana
veriyorlardı.
Kendileri, ekmeksiz, sırf
hurma yiyorlardı.)
Başka bir esir dahi
anlatır şöyle aynen:
(Müslümanlar, Bedir'den
Medine’ye dönerken,
Kendi hayvanlarına
bindirdiler bizleri.
Onlar, yaya olarak yürüdü
kendileri.)
Bedir musibetini duyunca
Mekke’liler,
Bir anda şok geçirip,
şaşkın hale geldiler.
Hiç beklemedikleri,
akıllardan geçmeyen,
Bir netice var idi orta
yerde gerçekten.
İlk haberi getiren
kimseye, bundan sebep,
İnanmadı kâfirler ve hatta
Ebu Leheb.
Sonra Ebu Süfyan da, onu
müteakiben,
Gelince, Ebu Leheb ona da
sordu hemen:
(Ey kardeşimin oğlu, hele
anlat bakalım.
Nasıl oldu, bu işi almadı
benim aklım.)
O dedi ki: (Hiç sorma,
şuna emin olunuz.
Bağlandı sanki bizim
ellerimiz, kolumuz.
İstedikleri gibi davrandı
bize onlar.
Çoğumuzu öldürüp, çok da
esir aldılar.
Ben, Kureyşten kimseyi
kınamıyorum fakat,
Ellerinden geleni yaptılar
çünkü kat kat.
Lakin biz o sırada, beyaz
atlara binmiş,
Yerle gök arasında, hem de
beyaz giyinmiş,
Bazı kimseler ile
karşılaştık ki o gün,
Onlara karşı koymak,
değildi asla mümkün.
Görüp tanıdığımız kimseler
değildiler.
Çok kalabalıklardı, pek de
kuvvetliydiler.)
|