|
13 - BEDİR GAZASI
Kara olsun
yüzleri!
Resulullah eğilip, bir
avuç kum alarak,
Onları, kâfirlerin üstüne
savurarak,
Buyurdu ki: (Yüzleri
kara olsun küffarın!,
Kalplerine korku sal ya
Rabbi sen onların.)
Sonra Eshaba dönüp, verdi
bir hücum! emri.
Şanlı Eshap, bir anda
atıldılar ileri.
Tekbir sedalarıyla oklar
fırlatılmaya,
Taşlar, sonra mızraklar
başladı atılmaya.
O gün hazret-i Hamza, iki
kılıç alarak,
Çarpışırdı, küffarı
birbirine katarak.
Hazret-i Ömer ile, Allah
arslanı Ali,
Vuruşurlardı o gün birer
arslan misali.
Sa'd bin Ebi Vakkas bir de
Zübeyr bin Avvam,
Kâfirleri şaşkına
döndürüyorlardı tam.
Abdullah bin Cahş ile, hem
de Ebu Dücane,
Savaşıyorlar idi kavi ve
çevikane.
Her sahabi, geçilmez birer
kale olmuştu.
Ve tekbir sedaları, âlemi
doldurmuştu.
Allahü teâlâ’nın varlığı
ve birliği,
Kâfirlerin beynine inerdi
balyoz gibi.
Resulullah, (Ya Hayyü,
Ya Kayyum!) diyerekten,
Allahü teâlâ’ya yalvarırdı
yürekten.
Hazret-i Ali der ki:
(Hepimiz, Bedir günü,
Öyle görmüş idik ki
Allah’ın Resulü’nü,
İçimizde en yiğit, en
cesur, en kahraman,
Ve en cesaretlimiz,
Resulullah’tı o an.
En yakın O dururdu
müşriklerin safına.
Sıkıştığımız zaman,
sığınırdık biz Ona.)
Müşrikler, Ebu Cehl’i tam
ortaya aldılar.
Birini, onun gibi giydirip
donattılar.
Abdullah bin Münir’di bu
nasipsizin adı.
Onun, Hazret-i Ali başını
kesip aldı.
Sonra da, Ebu Kays’ı
yaptılar böyle aynen.
Hazret-i Hamza dahi
öldürdü onu hemen.
Hazret-i Aliye de, bir
müşrik saldırmıştı.
Kılıcı, kalkanına saplanıp
da kalmıştı.
Hazret-i Ali dahi,
Zülfikârı çekerek,
Öyle kılıç çaldı ki ona (Allaah!)
diyerek.
Zırhlar örttüğü halde
müşrikin vücudunu,
Zırhı ile birlikte, ikiye
biçti onu.
Hazret-i Hamza dahi
vurunca o kâfire,
Miğferiyle beraber,
kellesi düştü yere.
Peygamber Efendimiz, bu
iki sahabiyi,
Görüp, kendilerini
methetti bizatihi.
Ve onların hakkında
buyurdu ki o günde:
(Onlar, arslanlarıdır
Allah’ın yeryüzünde.)
Hazret-i Ukaşe de, yanında
o Resul'ün,
Çarpışırken, kılıcı
kırıldı birden o gün.
Resulullah, yerden bir
hurma dalı aldılar.
Hazret-i Ukaşe'ye, o dalı
uzattılar.
Dediler: (Ya Ukaşe, al,
bununla devam et.)
O dal, bir kılıç oldu,
büyüktü hem de gayet.
Uzun, parlak ve keskin,
hem kalındı bir miktar.
Savaştı o kılıçla harbin
sonuna kadar.
|