|
11 - HİCRET-İ PEYGAMBERİ
Birden kuma gömüldü
Hazret-i Peygamber’le,
hazret-i Ebu Bekr’i,
Asla bulamayınca o
kureyş kâfirleri,
Çaresizlik içinde bir
yerde toplandılar.
Görüşüp, bu hususta yeni
karar aldılar.
Dediler ki: (Onları kim
nerede görürse,
Ve hemen yakalayıp,
acilen öldürürse,
Yahut esir alırsa diri
yakalayarak,
Yüz deve alacaktır, o
mükafat olarak.)
Süraka
bin Malik de duydu bu
yüz deveyi.
Dedi ki: Yüz deveye
malik olmak ne iyi.
O böyle düşünürken, biri
itip kolundan,
Dedi ki: (İki kişi,
gider sahil yolundan.
Halen falan tepeye belki
erişmişlerdir.
Zannederim gidenler,
aranan kişilerdir.)
Süraka,
çok sevindi bunu
öğrendiğine.
Lakin sevindiğini belli
etmedi yine.
Dedi ki: (O gidenler,
filan filandır bence.
Zira onlar, buradan
geçmişlerdi az önce.)
Sebebi şu idi ki, böyle
söylemesinin,
Vadedilen
yüz deve, olsun hep
kendisinin.
Bindi hemen atına, bir
anda uzaklaştı.
Az sonra, Resul ile Ebu
Bekr’e yaklaştı.
Hücum edecekti ki
arkadan o Server’e,
Atı tökezlenerek, aniden
düştü yere.
Yüz devenin hırsıyla,
tekrar bindi atına.
Bundan ibret almayı
getirmedi aklına.
Yaklaştı tekrar yine,
Sıddık’la Peygamber’e.
Bu hal, çok korku verdi,
hazret-i Ebu Bekr’e.
Allah’ın Sevgilisi,
sordu:
(Ya Eba Bekir!
Görürüm üzülürsün, acaba
sebep nedir?)
Dedi: (Ya Resulallah,
düşman geldi arkadan.
Korkarım hazretine bir
zarar gelir ondan.)
Buyurdu ki:
(Düşmandan korkma ya Eba
Bekir!
Zira dost, her saniye
bizimle beraberdir.)
Sonra dua buyurdu:
(Ya İlahel âlemin!
Süraka’nın
şerrinden, sen bizi eyle
emin.)
O anda Süraka da
yaklaşmıştı ki, birden,
Atının ayakları, kuma
battı aniden.
O zaman vakıf oldu işin
hakikatine.
Yalvardı can havliyle
Allah’ın Habibi’ne.
Dedi: (Şimdi inandım,
sen elbet Peygamber’sin.
Beni bu kum içinden, sen
kurtarabilirsin.)
O zaman Resulullah
eyledi şu duayı:
(Ya Rab, doğru diyorsa,
halas et Süraka’yı.)
Bir anda kurtularak,
çıktı kumun içinden.
Ve yanında ne varsa,
Resul’e verdi hemen.
Lakin kabul etmeyip,
buyurdular ki ona:
(İhtiyacım yok benim,
senin bu mallarına.
İstediğim şudur ki,
gizleyesin yerimi.
Kimseye demeyesin, bu
yoldan gittiğimi.)
Süraka
(Peki) deyip, döndü
hemen geriye.
Aynı yoldan giderken,
rastladı çok kimseye.
Dedi ki: (Buralarda,
onları çok aradım.
Nam ve nişanlarının,
izine rastlamadım.)
Onlar dahi: (Süraka
doğru söylüyor) diye,
Atlarını çevirip,
dönerlerdi geriye. |