|
08 - HABEŞİSTAN'A İKİNCİ
HİCRET
O, Allah’ın Resulü’dür
Cafer
hazretlerini dinleyince Necaşi,
Daha açık
olarak idrak etti bu işi.
Dedi ki: (Sen
Allah’ın gönderdiği bir ayet,
Biliyorsan,
bana da eyle onu tilavet.)
Hazret-i
Cafer, ona, (Peki) deyip cevaben,
Başladı
okumaya Ankebut suresinden.
Necaşi
dinleyince başladı ağlamaya.
Ve hatta
gözlerinden başladı yaş akmaya.
Ve dedi ki:
(Ey Cafer, bu ne tatlı bir kelam.
Mümkünse
okumaya az daha eyle devam.)
Cafer bin Ebi
Talip, okudu biraz daha.
Necaşi
duygulanıp, dedi: (Bunlar bî-baha.
Vallahi bu
kelamlar ne güzel, ne doğrudur.
Ve bu, aynı
kaynaktan fışkıran tek bir nur’dur.
Hazret-i Musa
ile, İsa’ya da muhakkak,
Aynı bu
kelamlardan gönderdi cenab-ı Hak.)
Sonra o
elçilere dönerek dedi ki: (Siz,
Nasıl geldiniz
ise, aynen geri gidiniz!
Vallahi ben
bunları, size teslim edemem.
Haklarında bir
zerre kötülük düşünemem.)
Necaşi’nin
yanından çıktılar o elçiler.
Ertesi gün
tekrardan izin alıp girdiler.
Dalkavukluk
ederek, dediler: (Ey hükümdar!
Onlar, İsa
hakkında çok kötü söylüyorlar.
Onları
huzuruna tekrardan çağırarak,
Ne
düşündüklerini öğreniver sorarak.)
Müminler,
huzuruna girince Necaşi’nin,
Sordu: (Siz ne
dersiniz hazret-i İsa için?)
Cafer bin Ebi
Talip, dedi: (Peygamberimiz,
Bize nasıl
dediyse, aynısını söyleriz.
O, Allah’ın
kulu ve Resulü’dür elbette.
Bunu, Allah
böylece bildiriyor ayette.
O, hazret-i
Meryem’e, Allahü teâlâ’nın,
İlka
buyurduğu bir, kelimedir bi hakkın.
Nasıl Adem
Nebi'yi, topraktan yarattıysa,
Babasız
yaratmıştır, hazret-i İsa’yı da.)
Necaşi
bu cevabı beğenip, kabul edip,
Hemen yerden
eline, bir çöp aldı eğilip.
Dedi: (Ben,
şimdi size söylerim ki Vallahi,
Aynen böyle
söylüyor, Hazret-i İsa dahi.
İsa Nebi’nin
sözü, aynıdır sizinkiyle.
Arada, şu çöp
kadar ayrılık yoktur bile.
Sizleri ve
yanından geldiğiniz o zatı,
Tebrik ederim
ki O, söylüyor hakikatı.
İnandım ki o
kişi, Resulü’dür Allah’ın.
İncil’de de
yazılı geleceği o zatın.
Vallahi
buralarda olsaydı eğer o zat,
Gidip,
ayaklarını yıkardım Onun bizzat.
Gidiniz, şu
ülkemin el değmemiş yerinde,
Yaşayınız
huzur ve bir emniyet içinde.
Verseler
dağlar kadar bana altın ve para,
Yine sizden
birini, uğratmam bir zarara.)
Kureyş
elçilerinden gelen hediyeleri,
(İhtiyacım
yok) deyip, hepsini verdi geri.
Elçiler, meyus
halde, melikin huzurundan,
Elleri boş
olarak ayrıldılar o zaman.
|