|
07 - HABEŞİSTAN'A HİCRET
Hz. Hamza’nın müslüman oluşu
Resulullah,
kavmini bir yere toplayarak,
Anlatınca
islamı aşikâre olarak,
Kötü şey
söylediler bir çoğu hiddetinden.
Sonra da,
üzerine saldırdılar hep birden.
Vurup
hırpaladılar Allah’ın Resulü’nü.
Ve kana
boyadılar mübarek nur yüzünü.
O mübarek
saçları, oldu karma karışık.
Yine de
sabrederek, vermedi bir karşılık.
Sadece buyurdu
ki: (Vurursunuz bana siz.
Lakin Resul
gönderdi, beni size Rabbimiz.)
Allah’ın
Sevgilisi çok incindi onlardan.
Ayrılıp,
Beytullah’a teşrif etti oradan.
Ve mübarek
başını, sinesine eğerek,
Oturdu bir
köşede, hayli içerleyerek.
Henüz Hazret-i
Hamza, olmamıştı müslüman.
Dağa, ceylan
avına çıkmış idi o zaman.
Bir ceylanın
ardında giderken gizlenerek,
Geri dönüp
konuştu, ceylan dile gelerek.
Dedi ki: (Sen
okunu atarsın bana, ama,
Atsan daha
iyidir Mekke’de o adama.
Çok incitti o
kâfir, kardeşinin oğlunu.
Bana
atacağına, git, ona at okunu!)
Ceylanın
sözlerine taaccüp eyleyerek,
Döndü hemen
evine, hayli merak ederek.
Hatunu
ağlıyordu, geldiğinde evine.
Niçin
ağladığını sorunca kendisine,
Dedi ki:
(Yeğenine, o insafsız kâfirler,
Her gün
ettiklerinden, fazla eza ettiler.)
Ve bir bir
anlatınca o cefa ve ezayı,
Büsbütün keder
sardı amcaları Hamza’yı.
Dedi ki: (Ebu
Talip, yok mu idi o zaman?)
Dedi: (Deve
gütmeye gitmiş idi sabahtan.)
Sordu yine:
(Nerdeydi, amcası Ebu Leheb?)
Dedi ki: (O
insafsız, düşmanlık ederdi hep.
Hatta
diğerlerini, o teşvik ediyordu.
Öldürün şu
yalancı sihirbazı! diyordu.)
Sordu yine:
(Ya Abbas, yokmuydu o da yine?)
Dedi: (Yalnız
o yardım ederdi yeğenine.
Onu korumak
için, pervane oluyordu,
Durun,
merhamet edin, insafsızlar! diyordu.)
Duydu hazret-i
Hamza ondan bu olanları,
Kabardı birden
bire akrabalık damarı.
(Bunun
intikamını onlardan alana dek,
Yemek içmek
Hamza’ya haram olsun!) diyerek,
Kılıcını
kuşanıp, aldı yayı eline.
Geldi o
kâfirlerin toplantı mahalline.
Kâbe’yi,
hürmet ile tavaf etti evvela.
Sonra meydan
okudu, hidddetle o küffara:
(Kardeşimin
oğluna, eza ve cefa eden,
İçinizden kim
ise, karşıma çıksın hemen!
Boyunu bir
göreyim, o çıksın da önüme.
Nasıl eza
edermiş, o benim yeğenime?
Haberim olsa
idi, bu işten benim eğer,
Vallahi
hepinizi keserdim birer birer.)
|