|
03 - MÜBAREK EMANET
Şakk-ı sadr hadisesi
Halime Hatun der ki: Bir
gün Server-i âlem,
Sallallahü aleyhi ve
alihi ve sellem,
Bana sual etti ki:
(Gündüz saatleri hep,
Kardeşlerim, ortada
gözükmez, neden acep?)
Dedim: (Koyun gütmeye
giderler gündüzleri.
Ancak gece olunca,
dönerler eve geri.)
Dedi:
(Gönder beni de, onlar
ile gideyim.
Her gün kardeşlerimle,
ben de koyun güdeyim.)
Bir nice bahaneler
sürsem de ileriye,
Sonradan (Peki!) dedim,
hoş olsun gönlü diye.
Ertesi gün, saçını
tarayıp göz nurum’un,
Onu da gönderdim ki,
olmasın kalbi mahzun.
Bir gün öğle üzeri, süt
kardeşi Abdullah,
Telaşla geldi eve hem
ederek ah-ü vah.
Dedi ki: (Çok acele, koş
yetiş anneciğim!
Şu anda zor durumda o
Kureyşî kardeşim.
Zira koyun güderken biz
Onunla beraber,
Gökten, yeşiller giymiş,
iki kimse geldiler.
Yanımızdan alarak
kardeşimi aniden,
Bir tepenin üstüne
götürdüler acilen.
Arkası üzerine bir yere
yatırdılar.
Dikkat ettim, karnını
bıçak ile yardılar.
Size haber vermeye
gelirken ben bu hali,
Kureyşî
kardeşimin böyle idi
ahvali.
Anneciğim ne olur, çok
acele gidelim.
Yetişip, kardeşime bir
yardım eyleyelim.)
Kan beynime sıçradı, o
bunları deyince.
Seğirterek, oraya vasıl
olduk hemence.
Mübarek başı ile, yüzünü
öpüp derhal,
Dedim: (Ey gözlerimin
nuru oğlum, bu ne hal?
Bu, ne garip iştir ki,
geldi senin başına.
Seni kimler rahatsız
ediyor, söyle bana?)
Dedi:
(Biz evden çıkıp, koyun
güdüyor iken,
Gökten, yeşiller giymiş
iki zat geldi birden.
Gümüşten ibrik vardı,
birisinin elinde.
Ve zümrütten bir leğen
var idi diğerinde.
Kardan beyaz bir şeyle
dolu idi o leğen.
Ve beni, dağ başına
götürdü onlar hemen.
Biri, arkam üzeri
yatırdı beni yere.
Göğsümü yardıysa da,
acımadı bir zerre.
İçinde ne var ise, eli
ile alarak,
Leğendeki o şeyle yıkadı
tam olarak.
Öbürü de kalbimi
dışarıya çıkarttı.
İçinden siyah bir şey
çıkarıp yere attı.
Dedi:
(Sende, şeytanın bu idi
ki nasibi,
Onu biz söküp attık ey
Allah’ın Habibi!
Onun bu yuvasını
çıkararak sinenden,
Emin kıldık seni biz,
şeytanın hiylesinden.)
Sonra latif bir şeyle,
kalbimi doldurdular.
Nurdan bir mühür ile,
bir de mühür vurdular.
Yardıkları o yere, elini
sürdü biri.
Yaram iyileşerek,
kalmadı hiç eseri.
Sonra el ve yüzümü,
tazim ile öptüler.
Az önce ayrılarak, göğe
doğru gittiler.) |