|
02 - DÜNYAYA TEŞRİFLERİ
Doğunca secde etti
Hazret-i Amine ki, o
Server’in annesi.
Ona nasib olmuştu
şereflerin yücesi.
Odur ki, annelerin
içinde en bahtiyar,
Doğum hadisesini şöyle
anlatıyorlar:
O Server'e hamile
olduğum günlerde ben,
Hiçbir acı ve elem
hissetmedim bedenen.
Ancak altı ay sonra,
uykuyla uyanıklık,
Arasında, bir kimse
gelerek bir aralık,
Dedi: (Biliyor musun,
sen kime hamilesin?
Hatem-ül enbiya’yı
taşıyorsun, bilesin.)
Doğum öncesi dahi,
görünce kendisini.
Dedi: (Çocuk doğunca,
Muhammed koy ismini.)
Heybetli bir ses duydum
doğum anı gelince.
Bana, bir ürperti ve
korku geldi bir nice.
Ve beyaz bir kuş gelip,
kanadıyle bu sefer,
Beni sıvazlayınca, gitti
o ürpertiler.
O anda, hararetten
yanıyordum begayet.
Yanımda, bir kâsede
gördüm beyaz bir şerbet.
Verdiler, içtim onu,
baldan tatlı ve soğuk.
Gitti o hararetim,
kalmadı o susuzluk.
Öyle aydınlandı ki bir
nur’la sonra evim,
O nur'dan başka bir şey
görmüyordu gözlerim.
O anda, etrafımı sardı
bir çok hanımlar.
Hizmet ediyorlardı
edeple bana onlar.
Boyları uzun olup,
parlıyordu yüzleri.
Abdi menaf kızları
gibiydiler herbiri.
Bir tanesi, kendini
tanıttı edip tazim.
Dedi: (Ben, Firavun’un
hanımı Asiye’yim.)
Biri dahi dedi ki: (Ben,
İmran kızı Meryem.
Bu gördüklerin ise,
Cennet hurileri hem.)
Yine ben, o esnada bir
kumaş gördüm ipek.
Gökten yere uzanmış,
beyaz ve uzundu pek.
Kendini görmediğim biri
de, sonra hemen,
Diyordu: (Onu örtün
insanların gözünden!)
Çok kuşlar peyda oldu,
sonra gördüm onları.
Ağızları zümrüt'ten,
yakut’tu kanatları.
Korkudan terlemişim, o
terlerden bu defa,
Çok güzel misk kokusu
yayılırdı etrafa.
O haldeyken, gözümden
kaldırdılar perdeyi.
Doğudan batıya dek,
gördüm o an herşeyi.
Etrafımı, melekler
kuşatmış idi ki tam,
Teşrif etti dünyaya
Resul aleyhisselam.
Doğar doğmaz, secdeye
koydu nurlu başını.
Ve yukarı kaldırdı
şehadet parmağını.
Sonra, gökten bir bulut
parçası indi beyaz.
Bürüdü o Server’i,
duydum sonra bir avaz.
Diyordu: (Şarktan garba,
gezdirin ki Onu hem,
İsmi ve cismi ile,
tanısın cümle âlem.)
Daha sonra, yanımda üç
kişi oldu peyda.
Yüzleri güneş gibi
parlıyordu adeta.
Biri, gümüş bir ibrik,
biri zümrüt bir leğen.
Birinin de elinde, ipek
vardı Cennetten.
Oğlumu, o leğenin içine
koydular ve,
Misk ile yıkayarak,
sardılar o ipeğe.
Mübarek başına da, sürüp
güzel kokular,
Gözüne sürme çekip ve
gözden kayboldular. |