|
01 - MÜBAREK NURU
Hepsi helak oldular
Ebrehe, Mahmude’ye
bindirdi ki birini,
O, aslen mümin olup,
gizlerdi kendisini.
Hem de Nukayl bin Lebib
diyorlardı ki ona.
Eğilip, şöyle dedi o
filin kulağına:
(Dikkat et, Beytullah’ı
yıkmaya gidiyorsun.
Sakın hücum etme ki,
yoksa helak olursun.)
Sürdüler Mahmude’yi
sonra Kâbe yönüne.
Lakin o yürümeyip,
bakıyordu önüne.
Okşadılar gitmedi,
vurdular kâr etmedi.
Önüne yem koydular, bir
adım yürümedi.
Başka yöne sürdüler,
gitti hem de koşarak.
Lakin Kâbe yönüne
gitmedi tek bir ayak.
Nukayl’ın
o sözüne uymuş idi
tabii.
Sanki olduğu yere
çakılmıştı mıh gibi.
Hiç böyle değillerdi
halbuki diğer filler.
Lakin Mahmude’deydi o
gün bütün ümitler.
İşte tam o sırada, deniz
ötelerinden,
Garip bir (kuş sürüsü)
peydah oldu ki birden,
O yerde, böyle kuşlar
hiç de bulunmuyordu.
Her biri, gagasında
birer (taş) tutuyordu.
Taşlar, nohut’tan küçük,
büyüktü mercimek’ten.
Geldiler dalga dalga bir
bilinmez cihetten.
Ebrehe ve ordusu, kaç
kişiyse o zaman,
Kuşlar da o kadardı,
değildi fazla, noksan.
Evvela Beytullah’ı tavaf
eden o kuşlar,
Gelip, o askerlerin
üzerinde durdular.
Attılar o taşları
onların üzerine.
Bu vazifeyi görüp,
gittiler geri yine.
Her bir taş, bir askerin
girerek kafasından,
Mermi gibi deler ve
çıkardı ayağından.
Miğferli olsa bile,
etmiyordu yine fark.
Her taş, vazifesini
yapıyordu muhakkak.
Velhasıl Ebrehe’nin
askerleri, filleri,
Yalnız Mahmude hariç,
helak oldu herbiri.
Ebrehe bunu görüp, kaçtı
memleketine.
Ve yolda yakalandı bir
cüzzam illetine.
Bir anda, her yerine
yayılmıştı işbu dert.
Sonra memleketine vasıl
oldu nihayet.
Ve lakin Ebrehe’nin
kahrına memur olan,
O kuş da, başı üzre
gelmiş idi havadan.
Vazifesi gereği, o da
attı taşını.
Deldi taş mermi gibi
Ebrehe’nin başını.
Ayağından çıktı ve o
dahi oldu helak.
Hakk'a
karşı duranın, sonu
budur muhakkak.
Ebrehe askerine,
müslümanlar geriden,
Bakıp, hiçbir hareket
görmeyince birinden,
Dediler: (Öğrenelim
vaziyeti bir gidip.)
Akıllı bir zat idi lakin
Abdülmuttalip.
Dedi ki: (Bekleyelim,
belki de bu kâfirler,
Hareketsiz durmakla,
hiyle yapabilirler.
Ben sessizce yaklaşıp,
göreyim hallerini.
Şayet geri dönmezsem,
takip edin siz beni.)
Gidip şahid oldu ki,
cümlesi olmuş helak.
Vermiş cezalarını
onların cenab-ı Hak. |