|
01 - MÜBAREK NURU
Nur Amine’ye geçti
İsrail oğulları, yetmiş
kişi hep birden,
Hazret-i Abdullah’a
saldırdılar aniden.
Vehb bin Abdi Menaf da,
birkaç arkadaşıyle,
Karşı koymak istedi
akrabalık aşkıyle.
Lakin kalabalıktı İsrail
oğulları.
İyilikle durdurmak
istediler onları.
Bu maksatla onlara
yaklaşınca velhasıl,
Gördüler ki gaibden bir
ordu oldu hasıl.
Yağız atlara binmiş,
kılıçlı çok kişiler,
Yıldırım gibi gelip,
imdada yetiştiler.
Üstlerine saldırıp,
tekbir sedalariyle,
Kılıçtan geçirdiler
onları tamamiyle.
Hazret-i Abdullah'ın
akrabasından olan,
Vehb ibni Abdi Menaf,
hayrette kaldı o an.
Abdullah’ın, gaibden
nasıl korunduğunu,
Görüp, hanımına da
anlattı gidip bunu.
Ve karar verdiler ki:
(Kızımız Amine’yi,
Bu yiğide verirsek, olur
uygun ve iyi.)
Abdülmuttalip
dahi düşünür idi ki hem:
Amine’yi,
oğluma gidip talep
eylesem.
Duymuştu zira onun dine
bağlılığını.
Hüsn-ü
cemali ile, iffet ve
hayasını.
Bunları düşünerek bir
gün Abdülmuttalip,
Amine’yi,
oğluna istedi hemen
gidip.
Vehb cevaben dedi ki:
(Ey amcaoğlu, zaten,
Bu bapta, biz de böyle
düşünürdük esasen.)
Anlatıp bir gün önce
gördüğü hadiseyi,
Dedi: (Dün karar verdik,
kızı ona vermeyi.
Annesi de bu gece, bir
rüya görmüş ki hem:
Nur girmiş evimize, çok
parlak ve muhteşem.
Ben de gördüm, dedemiz
İbrahim Peygamber’i.
Bana buyurdular ki:
Kızınız amine’yi,
Abdülmuttalip
oğlu Abdullah’a vererek,
Kıydım nikahlarını, yap
sen de neyse gerek.
Bu rüyanın tesiri
altındayım bu gün hep.
Diyordum ki: Ne zaman
gelirler onlar acep?)
Bunları dinleyince,
hemen Abdülmuttalip,
Sevindi, hayret etti
Allahü ekber! deyip.
Ve ondört yaşındaki
Amine’yi, o sabah,
Onsekiz yaşındaki oğluna
etti nikah.
Vakta
ki Nur-u şerif geçince
annesine,
Kurt kuş müjde verdiler,
bunu birbirlerine.
Ve yıkıldı o gece
Kâbe’de bütün putlar.
Yağmur yağıp, son buldu
uzun süren kıtlıklar.
Öyle mahsul verdi ki
Mekke’ye Hak teâlâ,
(Bolluk senesi) diye ad
verdiler o yıla.
Resulullah,
dünyaya teşriflerinden
önce,
Vefat etti Abdullah, bir
seferden dönünce.
Yirmibeş yaşındaydı,
olunca vuslat-ı Hak.
İşitip, koca şehir
üzüntüye oldu gark.
Melekler de üzülüp,
dediler ki o anda:
(Ey Rabbimiz, Resul’ün
yetim kaldı dünyada.)
Hak teâlâ buyurdu:
(Ey benim meleklerim!
Onun koruyucusu ve
yardımcısı benim.) |