|
01 - MÜBAREK NURU
Hazret-i Abdullah
İki cihan güneşi
Peygamber-i zişan’ın,
Mübarek babaları
hazret-i Abdullah’ın,
Dünyaya geldiğinde,
bilcümle ehl-i kitap,
O gün, birbirlerine
ettiler şöyle hitap:
(İşte, ahir zamanda
gelecek son Resul'ün,
Babası olan kişi,
dünyaya geldi bu gün.)
Ve beni İsrail’in
yanlarında, o vakit,
Bir cübbe var idi ki
Yahya Nebi’ye ait,
Şehid
olduğu zaman, bu vardı
üzerinde.
Ve mübarek kanından, iz
vardı çok yerinde.
Hem de kitaplarında
şöylece yazardı ki:
(Bu cübbeye bulaşan o
kanlar, ne zaman ki,
Tazelenip damlarsa, son
gelecek Resul'ün,
Babası olacak zat,
dünyaya gelir o gün.)
Vakta
ki cübbedeki o kan taze
olunca,
Ve damla damla olup,
akmaya başlayınca,
İsrail oğulları, buna
vakıf oldular.
O zatın doğduğunu
yakinen anladılar.
Ve lakin kıskandılar
öğrenip hemen sonra,
Kendi kavimlerinden
gelmemişti o zira.
Hatta öldürmek için,
yaptılar çok suikast.
Nur’un bereketiyle,
korunurdu o fakat.
Ne zaman ki Abdullah,
erdi büluğ çağına,
Güzellikte, benzeyen hiç
kimse yoktu ona.
Bu yüzden, kızlarını,
nice namlı kişiler,
Ona vermek üzere,
gayrete giriştiler.
Ve nice hükümdarlar
vardı ki o gün hatta,
Ona kız vermek için,
yarıştılar adeta.
Ve Abdülmuttalib’e
gelerek dediler ki:
(Kızımızı oğluna alır
isen eğer ki,
Biz her şarta razıyız,
yeter ki sen kabul et.)
Lakin Abdülmuttalip,
hepsini ederdi red.
Ne zaman ki Abdullah,
girdi onsekizine,
Herkes hayran olurdu
onun güzelliğine.
Alnında Nur-u Nebi,
güneş gibi parlardı.
Onu gören kızların,
gönlü ona akardı.
İkiyüz’’e yakın kız,
Mekke’ye gelerek hep,
Onunla evlenmeyi ettiler
arzu, talep.
Lakin Abdülmuttalip,
oğluna en mükemmel,
En kibar ve en asil,
huyu ve yüzü güzel,
Bir kız arar idi ki, hem
o Halilullah’ın,
Hanif
denen dinine bağlı olsun
bihakkın.
Hazret-i Abdullah'ta
vardı böyle asalet.
Lakin beni İsrail,
ettiler onu haset.
Hatta öldürmek için, and
içip söz verdiler.
Silahlı yetmiş kişi,
Mekke’ye gönderdiler.
Nihayet Abdullah’ın,
kırda olduğu bir gün,
Kılıçlarını çekip,
saldırdılar topyekün.
Ve lakin Abdullah’ın
akrabasından olan,
Vehb bin Abdi Menaf da
yakında idi o an.
Birkaç arkadaşıyla ava
çıkmıştı o da.
Abdullah’ın halini
gördüler o arada.
Lakin karşı koymaya, güç
yetiremediler.
Zira yetmiş kişiydi ona
hücum edenler. |