|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
İmâm-ı
Gazâlî “Rahmetullahi Aleyh”
KABİRDEKİ NÎMETLER
“Ubâde bin Sâmit”den
edilir ki rivâyet:
Kim Kur’ân-ı kerîmi ederse
çok tilâvet,
Vaktâ ki o müslümân, gelse
“Ölüm” ânına,
“Kur’ân” dahî,
âcilen gelir onun yanına.
Ne zaman ki o mevtâ
yıkanıp kefenlenir,
“Kur’ân-ı kerîm”
dahî, hep o kimse iledir.
Vaktâ ki tekfin bitip,
giderken kabristana,
Gelip girer, göğsüyle
kefeni arasına.
Kabre konulduğunda, az
sonra “Münker-Nekîr”,
Adında iki melek, o kabre
geliverir.
Kabir suâllerini sorarken
o mevtâya,
“Kur’ân” çıkıp
yerinden, gelip girer araya.
Melekler ona der ki:
“Sen çık ki aramızdan,
Biz suâl soracağız bu
kimseye bu zaman.”
Meleklere cevâben,
Kur’ân-ı kerîm dahî,
Der ki: “Ben, bu
kimseden ayrılamam vallahi.
Çünkü çok okuyordu, o beni
hayâtında.
Ben de garip bırakmam onu
garip ânında.”
“Fâsık”lardan
birisi, etmişti bir gün vefât.
Rüyâda gördü onu, hâl
ehli, iyi bir zât.
Azaplar içindeydi, hüzün
çöktü kalbine.
Aradan zaman geçti, rüyâda
gördü yine.
Baktı ki “Hâli iyi”,
sevinip buna derhal,
“Hikmeti nedir?” diye
eyledi ondan suâl.
O dedi: “Yanımıza geldi
bir mübârek zât.
O gelince, azaptan
kurtulup oldum rahat.”
Mevtâ, kabirlerinde görür
ve işitirler.
Ziyâret edenleri görür,
tanır, bilirler.
Zîrâ Peygamberimiz
buyurdular ki yine:
“Bir kimse vefât edip,
konulunca kabrine,
Defin işi bitip de,
dağılırken insanlar,
Halkın ayak sesini,
kabrinden o da duyar.”
“Bedir”de öldürülen
yetmiş kadar kâfirin,
Hepsini, bir çukura
doldurdu eshap o gün.
Bundan birkaç gün sonra,
Allahın Sevgilisi,
O çukurun başına gelip
durdu kendisi.
Her birinin adını söyleyip
birer birer,
O çukurdakilere şöyle
hitâb ettiler:
“Ben, kavuştum Rabbimin
vâdettiği zafere.
Siz de, kavuştunuz mu azap
ve elemlere?”
Sordu hazreti Ömer: “Ey
Hakkın Peygamberi!
Çürümüş leşlere mi
söylersin bu sözleri?”
Buyurdu ki: “Yâ Ömer,
yemin ederim ki, siz,
Beni, onlardan fazla
duyucu değilsiniz.”
|