|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
İmâm-ı
Gazâlî “Rahmetullahi Aleyh”
ÇOK YAŞAMA ARZUSU
“İmâm-ı Gazâlî” ki, âlim
ve velî bir zât.
“Dünyâ hırsı”
hakkında şöyle eder nasîhat:
Çok yaşamak hırsının
sebepleri ikidir.
Biri “Dünyâ sevgisi”,
öteki “Câhillik”tir.
Birinci şöyledir ki, kim
severse “Dünyâ”yı,
Bu sevgiden ötürü, istemez
ayrılmayı.
Ölüp ayrılanları görünce
de, bu sefer,
Hiç sevimli bulmayıp, “Ölüm”den
nefret eder.
Uzaklaştırmak ister ölümü
kendisinden.
Hâtırlamak istemez, silmek
ister zihninden.
Hâtırına gelse de “Âhiret”
arada bir,
Der ki: “Daha vakit
var, o sonra olabilir.”
Yaşı ilerledikçe, der ki o
bu sefer de:
“Sabret, âhiret için
çalışırsın ilerde.”
Az daha yaşlanınca, der
ki: “Henüz çok erken.
Şu işlerimi dahî bitireyim
ölmeden.
Çocuklarımı dahî iş sâhibi
yapayım.
Ve onları, kimseye muhtâç
bırakmıyayım.
Şu dünyâ işlerine vereyim
de nihâyet,
Daha sonra oturup, yaparım
hep ibâdet.”
Onları da yapınca, der ki:
“Kaldı bir işim.
Onu da yapayım da, rahat
etsin şu içim.
Zîrâ ben yığamazsam
yeterince mal, servet,
Yaptığım ibâdetten alamam
tad ve lezzet.”
Bitirmeye bakarken lâkin o
bu işleri,
Bitenlerin yerine, eklenir
yenileri.
“Âhiret işleri”ni
te’hir eder durmadan.
Lâkin hiç kurtulamaz,
düştüğü bu bataktan.
Yârın, öbürgün derken,
nihâyet “Ölüm” gelir.
Hasret ve üzüntüyle
ayrılıp gidiverir.
Ekseri dolduranlar
Cehennem içlerini,
Bu te’hir edenlerdir
âhiret işlerini
Nitekim Resûlullah buyurdu
ki: “Ey insan!
Her neyi seversen sev,
ayrılacaksın ondan”.
Çok yaşamak arzusu, “Câhillik”ten
de gelir.
İlmi olmadığından,
gençliğine güvenir.
Bilmez ki bu ölenler,
değil sırf ihtiyârlar.
Çocukken ve genç yaşta
ölen nice insan var.
Çünkü “Ecel”
tanımaz genci ve ihtiyârı.
Hattâ genç ölenlerin, daha
çoktur miktârı.
Sonra o zanneder ki,
ölmeden daha önce,
Bir hastalık gelir de,
vefât eder öylece.
Halbuki niceleri vardır ki
ölenlerden,
Âniden ölmüşlerdir, bir
hastalık gelmeden.
Nitekim bir çokları
otururken, ayakta,
Yürürken, yemek yerken
ölüyor kimi hattâ.
O halde “Ölüm” her an,
herkese gelebilir.
“Âhiret işleri”ni
etmemeli hiç te’hir.
|