|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
İmâm-ı
Gazâlî “Rahmetullahi Aleyh”
DÖRT ÇEŞİT
HÂTIRLAMAK
“Ölümü hâtırlamak”, esâsen
dört kısımdır.
Birincisi, “Gâfil”in
ölümü anmasıdır.
O, hâtırlasa bile “Ölüm”ü
zaman zaman,
Alamaz kendisini “Dünyâya
sarılmak”tan.
Hattâ hâtırladıkça,
sarılır daha fazla.
Ayrılığı düşünüp, “Ölüm”ü
sevmez aslâ.
Bu yüzden kötü bilip,
zemmeder “Ölüm”ü hep.
Der ki: “Bu, başımıza
ne zaman gelir acep?”
“Ölüm”ü düşündükçe, keder
çöker içine.
Ve düşer bu dünyâdan
ayrılık ateşine.
“Gâfiller”in, ölümü
bu türlü anmaları,
Daha uzaklaştırır
Rablerinden onları.
İkinci kısım ise, “Tövbe
eden bir kul”dur.
“Ölüm”ü hâtırlayıp,
pişmânlığı çok olur.
Yaptığı günâhlara üzülüp
olur nâdim.
Der ki: “Bu günâhlarla,
ne olur benim hâlim?”
Kaçırdığı fırsatı çalışır
telâfîye.
Çok ister kavuşmayı
gufrân-ı ilâhîye.
O, kötü bilmese de, “Ölüm”ü
onlar gibi,
Erken gelmesini de istemez
pek tabii.
Çünkü hazır değildir ölüm
için o daha.
İstemez, o hâliyle vâsıl
olsun Allaha.
Üçüncü kısım ise, “Ârif”
ve “Velîler”dir.
Bunlar istemezler ki,
eceli etsin te’hir.
Çünkü onlar, âşıktır
Allahü teâlâya.
Can atarlar ölüp de,
Rablerine varmaya.
“Ölüm”ü,
yâdlarından çıkarmazlar bunlar hiç.
Çünkü ölümle gelir bunlara
“Büyük sevinç”
“Kavuşmak”tan
başkaca olmaz bir gâyeleri.
Bundan ileri gelir ölmek
istemeleri.
Bunlar, yalnız “Ölüm”le
bulurlar huzur, rahat.
Çünkü ancak ölümle mümkün
olur bu vuslat.
Bunların da üstünde bir
derece vardır ki,
Onlar da düşünürler
“Ölüm”ü, şu farkla ki,
“Ölüm”ün
gelmesinde, bu çok yüksek zevâtın,
Yoktur bir fikirleri, geç
olmuş, ya da yakın.
Hakk’a bırakmışlardır,
onlar her hâdiseyi.
O, ne takdîr ederse,
beğenirler o şeyi.
Kendi arzularından ileri
geçmişlerdir.
Murâd-ı ilâhîyi, murâd
edinmişlerdir.
“Rızâ derecesi”ne
varmışlardır ki onlar,
Kalmamıştır onlarda şu
veyâ bu arzular.
Takdîr-i ilâhîye
eğmişlerdir tam boyun.
O, ne takdîr ederse,derler
ki: “Budur uygun”.
“Ölüm” ile “Hayat”ın,
onlarca farkı yoktur.
Ancak böyle bulurlar onlar
rahat ve huzur.
Öyle dalmışlardır ki
aşkullaha bu kullar,
Onları, başka şeyler etmez
pek alâkadar.
|