|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
İmâm-ı Rabbânî "kuddise
sirruh"
YAŞADIKLARI GİBİ
ÖLÜRLER
“İmâm-ı Rabbânî”
ki, velîler incisiydi.
Henüz vefât etmeden,
birkaç ay öncesiydi,
Bir "Berât gecesi"nde,
evindeki odada,
İhyâ etti geceyi, ehliyle
bir arada.
Hanımı arz etti ki: (Bir
yıl olacakları,
Bildirir meleklere,
Rabbimiz ayrı ayrı.
Kim bilir, kaç kişinin
defterine, bu gece,
“Dünyâya geleceği”,
yazılmıştır bir nice.
Ve kim bilir, kimlerin
defterlerine dahî,
Yazılmıştır bu gece, “Bu
sene öleceği”.)
Buyurdu ki: (Ey hâtun,
doğru dersin elbette.
Ne için söylüyorsun, şüphe
ve tereddütle.
Vardır ki Rabbimizin,
şimdi öyle kulları,
Görür “Levh-i mahfûz”da,
ölüm ve doğumları.
Bu senenin içinde, falan
gün, falan saat,
Ayrılır bu dünyâdan, filân
oğlu filân zât.)
O böyle buyurunca, hanımı
da o zaman,
Anladı ki bu sene, ayrılır
bu dünyâdan.
Yine o günlerdeydi, bir
gün kendi evinde,
İstirahat ederken ibâdet
mahallinde,
Evinde olanlara buyurdu:
(Dinleyiniz.
Belki üç ay içinde,
olmayız burada biz.)
Dediler: (Murâdınız ne idi
sizin bundan?
Öbür evinize mi gidersiniz
buradan?)
O zaman buyurdu ki: (O
günler geldiğinde,
Bu dünyâ evlerinin,
olmayız hiç birinde.)
"Binotuzdört" senesi, yaşı
"Altmışüç" iken,
Safer yirmi dokuzu
takvimler gösterirken,
"Salı günü" erince, zaman
"Kuşluk vakti”ne,
Kavuştu temiz rûhu,
âlemlerin Rabbine.
Soydular edeb ile, önce
elbisesini.
Sonra da, teneşire
koydular kendisini.
O anda fevkalâde oldu ki
bir hâdise,
Hayretle gördü bunu, hazır
olan her kimse.
Şöyle ki, sağ eliyle,
tutup sol bileğini,
Namâzda durur gibi,
bağladı ellerini.
Halbuki oğulları, vefât
edince, hemen,
Yana uzatmışlardı,
kollarını tamâmen.
Ayırmak maksadıyla,
uğraştılar ise de,
Elleri birbirinden
ayrılmadı yine de.
Muhterem oğulları, bu
durumu görerek,
Dediler ki: (Bu işte,
bir hikmet olsa gerek.
Mâdem öyle istiyor, artık
ellemiyelim.
Onu, bu vaziyette, böyle
kefenliyelim.)
Zîrâ bir hadîsinde,
buyurdu ki o Server:
(Yaşadıkları gibi ölürler
o kimseler.)
|