|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Behâeddîn-i Buhârî
“Kuddise Sirruh”
VEFÂTI
“Behâeddîn Buhârî”
devrinde sâlih bir zât,
Şeyh Nûreddîn Halvetî,
etmişti Hakka vuslat.
Behâeddîn Buhârî, bâzı
talebesiyle,
Bu eve teşrîf etti “Tâziye”
gâyesiyle.
Lâkin gidip gördü ki,
içerde bir kısım halk,
Feryât figân ediyor,
seslice ağlıyarak.
Onlara buyurdu ki:
(Sesli ağlamayınız.
Zîrâ eziyet verir ona
böyle yapmanız.)
Sonra talebesine buyurdu:
(Siz de, sakın,
Ben vefât ettiğimde, böyle
şeyler yapmayın.)
Vaktâ ki Behâeddîn Buhârî
hazretleri,
Bir ara hastalanıp,
bozuldu sıhhatleri.
“Ölüm hastalığı”ydı,
vâkıf oldu o buna.
Çekildi o gün artık husûsî
odasına.
Vefâtlarına kadar çıkmadı
o odadan.
Lâkin talebesiyle
görüşürdü her zaman.
Son nefesine kadar hattâ o
mübârek zât,
Gösterdi herbirine çok
ilgi ve iltifât.
Birisi anlatır ki, vefât
eylediği gün,
Bir ara, huzûruna
girmiştim o büyüğün.
O çetin anda bile, bizleri
düşünerek,
Buyurdu ki: (Sofrayı
getirip yiyin yemek.)
Yerine gelsin diye onun bu
emirleri,
Biraz yiyip, sofrayı
götürdüm yine geri.
Lâkin vâkıf olunca
sofranın gittiğine,
Buyurdu ki: (Sofrayı
getirip yiyin yine.)
Ben yine biraz yiyip,
götürdüm tekrar geri.
Lâkin o, tam üç defâ
tekrar etti bu emri.
Buyurdu: (İyi yiyip,
iyi çalışmalıdır.
Zîrâ hizmet ve tâat,
sıhhat ile yapılır.)
Talebesi içinden
“Alâeddîn-i Attâr”,
Der ki, son günlerinde,
fakiri çağırdılar.
Huzûruna girince, buyurdu:
(Alâeddîn!
Benim için bir mezar kazın
da hazır edin.)
“Peki efendim” deyip, îfâ
etti bu emri.
Gelip haber verdim ki:
(Hazırdır kabir yeri.)
Sonradan hastalığı
fazlalaştı daha da.
Vefât edeceğini anladık bu
arada.
Ve “Yâsin-i şerîf”i
okuduk biz bu sefer.
O da tekrar ederdi bizim
ile berâber.
Biz Yâsin-i şerîfin
yarısına gelince,
Odada bâzı nûrlar peydâ
oldu bir nice.
Ellerini yüzüne sürerek o
büyük zât,
“Kelime-i tevhîd”i
söyleyip etti vefât.
|