|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Abdülkâdir-i Geylânî
"kuddise sirruh"
NİÇİN KONUŞMUYORSUN?
“Abdülkâdir Geylânî”,
bir mahalden geçerken,
Gördü iki kimseyi,
münâkaşa ederken.
Birisi hıristiyân,
müslümândı öteki.
Sordu: (Münâkaşaya
sebep olan şey ne ki?)
Müslümân arz eyledi: (Bu
diyor ki kininden:
"Bizim peygamberimiz,
üstündür sizinkinden".
Ben ise, şiddet ile îtirâz
ediyorum.
"Bizim Peygamberimiz, daha
üstün" diyorum.)
“Abdülkâdir Geylânî”,
dinleyip müslümânı,
İsbâta dâvet etti
hıristiyân olanı.
Buyurdu ki: (Ey kişi,
mâdem ki böyle dersin,
Peki sen bu fikrini, nasıl
isbât edersin?)
Hıristiyân dedi ki: (Bizim
peygamberimiz,
Ölüyü diriltiyor, o,
üstündür şüphesiz.)
Buyurdu ki: (Ey kişi,
ben peygamber değilim.
Sâdece o Resûl’ün
ümmetinden biriyim.
Eğer ben diriltirsem bir
ölüyü ansızın,
Hazreti Muhammed'e sen de
inanır mısın?)
(İnanırım) deyince,
buyurdu: (Öyle ise,
Çok eski, harâb olmuş bir
kabir göster bize.)
Gösterdi hıristiyân ona
eski bir kabir.
Gitti kabir yanına,
esseyyid Abdülkâdir.
Buyurdu: (Burda yatan,
bir kadındır ve hattâ,
Şarkıcılık yaparmış hem de
hâl-i hayatta.
İster, şarkı söylerken onu
ben dirilteyim.
Yâhut nasıl istersen
söyle, öyle edeyim.)
Hıristiyân, buna hiç
ihtimâl vermiyerek,
Dedi: (Mâdem dirilsin, o
şarkı söyliyerek.)
Buyurdu ki: (Ey kişi,
şunu da söyle peki.
Ölüyü diriltirken, ne
derdi Îsâ Nebî?)
Dedi: (Bizim Peygamber,
der idi ki: "Ey filân!
Allah'ın izni ile, diril
kalk mezarından.")
“Abdülkâdir Geylânî”,
dönüp hıristiyâna,
Buyurdu: (Öyle ise,
dikkat eyle bu yana.)
Gösterdiği mezara
dikkatlice bakarak,
Buyurdu ki: (Allah'ın
izni ile diril, kalk!)
O anda, boydan boya
yarıldı kabir birden.
Dirilip kalktı kadın, hem
de şarkı söylerken.
Bir müddet öyle kalıp,
sonra da birden bire,
Yine “Ölü” olarak,
giriverdi kabire.
Bu büyük kerâmeti görüp o
hıristiyân,
“Şehâdet”i
söyleyip, hemen oldu müslümân.
Sonra "Gavs-ül âzam"ın
sarılıp ellerine,
O andan îtibâren, girdi
tam hizmetine.
|