|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Ömer bin
Abdülazîz “Rahmetullahi Aleyh”
ÖLÜM’Ü
UNUTMAYIN
“Ömer bin Abdül’azîz”,
birkaç arkadaşıyle,
Kabristana uğrayıp, ağladı
göz yaşıyle.
Dedi: (Ey kardeşlerim,
gördüğünüz kabirler,
Ceddim Emevîlere âittir
hepsi birer.
Sanki hiç bu dünyâya gelip
yaşamamışlar.
Dünyâ lezzetlerini, sanki
hiç tatmamışlar.
Şimdi toprak altında,
hepsi çürümektedir.
Dökülen etlerini, böcekler
yemektedir.)
Daha sonra hüzünle, yürüdü
az ileri.
Buyurdu ki: (Dün gece,
düşündüm ölüleri.
En sevdiğin bir dostun,
vefât etse şu anda,
Üç gün sonra hâlini, bir
görsen mezarında.
Gördüğün manzaradan,
mutlak nefret ederdin.
Tahammül edemeyip, hattâ
geri dönerdin.
Zîrâ sen görürdün ki,
mezarda kurt ve böcek,
Kemirir bedenini, dayanmaz
buna yürek.)
“Ömer bin Abdül’azîz”,
sözünü bitirmeden,
Dehşete kapılarak, bayılıp
düştü hemen.
Takvâ sâhibi olup, çok
ibâdet yapardı.
“Âhiret derdi” ile,
gün be gün zayıflardı.
Bir dostu, vâkıf olup onun
bu ahvâline,
Ziyâretine gelip, sordu
ki: (Bu hâlin ne?)
Cevâben buyurdu ki: (Bu
hâlimde ne var ki?
Eğer ömrüm biter de, “Ölüm”üm
olsa vâki.
Birkaç gün geçtiğinde,
gelsen ziyâretime,
Daha çok şaşırırdın, “Mezar”daki
hâlime.
Görürdün ki, gözlerim
yanaklarıma akmış.
Dudaklarım dökülüp,
dişlerim açık kalmış.
Yüzüm gözüm bulaşmış,
cerahat ve irine.
Karnım şişip yayılmış,
göğsümün üzerine.
Mîdem, bağırsaklarım
dökülmüş topraklara.
Yem olmuş şu bedenim,
böceklere, kurtlara.
Sen şimdi bu hâlimi
hayretle karşıladın.
“Mezar”daki hâlimi
görseydin, ne yapardın?)
Birine mektup yazıp,
buyurdu: (Birâderim,
Günâhımdan ötürü,
Rabbimden af dilerim.
Allahü teâlânın azâbından
korkunuz.
Kullara zulmetmekten dahî
uzak durunuz.
Kim “Cennet”i
isterse, kaçınsın “Cehennem”den.
Düzeltsin kendisini henüz
“Ecel” gelmeden.)
|