|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Ömer bin Abdül’azîz
“Rahmetullahi Aleyh”
SON CUMÂ
HUTBESİ
Son Cumâ hutbesinde bu
mübârek velî zât,
Şöyle buyurmuştu ki, (Ey
muhterem cemâat!
Yârın “Mahşer günü”nde,
korkusuzluk, emniyet,
İçinde bulunmayı
istiyorsanız şâyet,
Ve yine “Cehennem”den
kurtulabilmek için,
Bu günden çâresine bakın
elbet bu işin.
Burada çok korkun ki
Allahü teâlâdan,
Kurtuluş mümkün olsun
âhirette azaptan.
Bu geçici dünyâyı, “Sonsuzluk
âlemi”ne,
Tercîh edip kanmayın
nefsin hîlelerine.
Bu ömür sermâyesi günâhla
geçerse hep,
Kul, yârın “Sâhibi”ne
ne cevap verir acep?
Hergün birer ikişer
ölenler görüyoruz.
Onları, elimizle götürüp
gömüyoruz.
Kara toprak altında, tek
ve tenhâ olarak,
Yatıyorlar kefenle, ne
yastık var, ne yatak.
“Ölüm”ün acısını
duyan o fânîlerin,
Halleri, ne acı bir
ibrettir bizler için.
Zîrâ sevdiklerinden,
birden ayrılmışlardır.
Hiç tanımadıkları bir yere
varmışlardır.
Uyanmışlar ise de orada bu
gafletten,
Yok artık bir faydası, iş
işten geçmiş hepten.
Telâfi imkânı da yoktur
artık o yerde.
Acı azâb olunur onlara “Kabirler”de.
Bu dünyâ hayâtında
uyansalardı şâyet,
Olmazdı onlar için bu
pişmânlık, nedâmet.
Nâz ve niyâz içinde
yaşarken bu dünyâda,
Şimdi acı azaplar
görüyorlar orada.
Bırakıp gittikleri "para"nın,
"mal ve mülk"ün,
Hiçbir fâidesini görmezler
onlar o gün.
Zerre kadar da olsa bir "iyilik",
bir "tâat",
Yaptılarsa, onlardan
beklerler bir menfaat.
Bu düşünmeğe değer hâl var
iken her zaman,
Yine ibret almaz mı
bunlardan gâfil insan?
Sanmayın nasîhate yok
benim ihtiyâcım.
Nasîhate, ben sizden daha
fazla muhtâcım.
Allahü teâlânın yüce
kitâbı olan,
Bu “Kur’ân-ı kerîm”i
kendine rehber yapan,
Ve “Resûl-i zîşân”ı
örnek alan kendine,
Kavuşur âhirette Cennet
nîmetlerine.
Ey muhterem cemâat,
işlenen her günâhın,
Her biri, Cehennemde bir “Ateş”
olur yarın.
Yapılan her iyilik, hayır
ve ibâdet de,
Herbiri, birer “Nîmet”
olacaktır Cennette.)
Ömer bin Abdül’azîz
söyledi bu sözleri.
Daha sonra ağlayıp, yaşla
doldu gözleri.
Bu, son hutbesi idi, hem
de en son nasîhat.
Fazla zaman geçmeden,
eyledi Hakka vuslat.
|