|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Ömer bin
Abdülazîz “Rahmetullahi Aleyh”
CİHÂNIN
GÜNEŞİ BATTI
“Ömer bin Abdül’azîz”,
ölüm hastalığında,
Bir tabip çağırdılar,
gelip durdu yanında.
Bakıp sonra dedi ki: (Çok
zehir içmiş bu zât.
Hayâtı husûsunda veremem
bir temînât.)
Ağlamaya başladı ölüm
hastalığında.
Yakın akrabâları,
bulunurdu yanında.
Dediler: (Ey halîfe, ne
için ağlıyorsun?
Bir mücâhit olarak Rabbine
varıyorsun.
Allahın yardımıyle ihyâ
ettin sünneti.
Ve ortadan kaldırdın,
dindeki her bid’ati.)
Buyurdu: (Çıkacağım
Rabbimin huzûruna.
Bu milletin hesâbı
sorulacak hep bana.
Bu hesâbın altından
kalkabilecek miyim?
Ben bunu düşünerek,
ağlayıp yaş dökerim.)
(Beni oturtun!) dedi sonra
ordakilere.
Ve yüksek bir ses ile,
şöyle dedi bu kere:
(Hakîkî mâbud, ancak
Allahü teâlâdır.
İbâdet olunmaya, sırf
O’nun hakkı vardır.)
Daha sonra, başını çevirdi
gök yüzüne.
Ve sevinç gözyaşları doldu
iki gözüne.
Dedi: (Öyle kişiler
görürüm ki ben şu an,
O gördüğüm kimseler, ne
cindir, ne de insan.)
Kelime-i şehâdet getirip
hem o saat,
Rûhunu teslim edip, eyledi
Hakka vuslat.
Vasiyyet etmişti ki:
(Ey Meymun ibni Mihrân!
Ben de vardım, halîfe
Velîd’in öldüğü an.
Yüzünü açıp baktım, siyah
idi bir nice.
Sen de, benim yüzüme bak
kabrime inince.)
“Ömer bin Abdül’azîz”,
vaktâ ki etti vefât,
Cenâze namâzını, kıldı
bütün cemâat.
Sonra, cenâzesini
indirdiler kabrine.
Vasiyyeti üzere baktılar
cemâline.
Gördüler, gençliğinden
daha nurlu ve parlak.
Sevimli ve güzeldi, gıbta
etti cümle halk.
O vefât ettiğinde, çok
üzüldü her insan.
Gözyaşları içinde ağladı
her müslümân.
Hattâ cenâzesinin
arkasından bir “Râhip”,
Üzüntüyle yürüyüp, ağlardı
garip garip.
Dediler: (Bu ölen zât,
değildi dîninizden.
Sen niçin ağlıyorsun bu
gidenin izinden?)
Dedi ki: (Yer yüzünde, bir
tâne güneş vardı.
Şuna ağlıyorum ki, o güneş
şimdi battı.)
Bir çoban da diyor ki:
(Dağda koyun güderken,
Bir kurt gelip saldırdı
koyunlara âniden.
Düşündüm ki: “Herhalde,
halîfe etti vefât.
Zîrâ o hayattayken,
olmazdı bu vukûat.”
Sonradan öğrendim ki,
fazla zaman geçmeden,
"Ömer bir Abdül’azîz"
vefât etmiş gerçekten.)
|