|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Ömer bin
Abdülazîz “Rahmetullahi Aleyh”
BİZ ÖLÜME
HEDEFİZ
“Ömer bin Abdül’azîz”
takvâ ehli bir zâttı.
Düşündüğü, sâdece “Âhiret”
ve “Hesap”tı.
“Kulların hukûkuna
edemezsem riâyet,
Hâlim ne olur?”
diye endîşedeydi gâyet.
Bir kimse anlatır ki: Ömer
bin Abdül’azîz,
Halîfelikten önce, etli
idi ve gürbüz.
Sonra çok zaifletti onu bu
halîfelik.
Öyle ki, bu korkuyla kaldı
bir deri kemik.
İşte bu mübârek zât, namâz
kıldı bir gece.
Bayıldı, bir âyeti kırâat
eyleyince.
Namâzda okuduğu âyette,
cenâbı Hak,
Şöyle buyuruyordu zîrâ
meal olarak:
(Boyunlarına bağlı
demirden bukağılar,
İle sürüklenerek, ateşe
atılırlar.)
Hattâ sabaha kadar bunu
tekrar ederek,
Ağladı hüngür hüngür
gözyaşları dökerek.
Bir gün mektup yazmıştı
ahbâbından birine.
Buyurdu ki: (Aldanma
nefsinin isteğine.
Çıkarma hâtırından bir an
ölüm hâlini.
Dünyâdan âhirete çeviriver
kalbini.)
Bir gün de buyurdu ki:
(Biz insanlar, hepimiz,
“Ölüm” için bir
namzet, yâhut “Hedef” gibiyiz.
“Ölüm”, istediğini
seçiyor, götürüyor.
Bu dünyâya gelenler,
mutlak bir gün ölüyor.
“Dün” geçti, o iyi
bir şâhittir hakkımızda.
“Ölüm” de uzak değil,
bekler yakınımızda.
“Bu gün” büyük bir
fırsat, mühim bir emânettir.
Onu, en iyi yerde
değerlendirmelidir.)
Bir gün de hutbesinde
buyurdu: (Ey insanlar!
Rabbimiz dışa değil,
niyete, kalbe bakar.
Yâni siz, kalbinizi eğer
düzeltirseniz,
Düzelir ona göre dışınız,
zâhiriniz.
İnsanın âzâları, kalbine
bağlıdırlar.
Kalp iyiyse, onlar da hep
iyilik yaparlar.)
Başka bir mektûbunda
buyurdu ki: (Evlâdım,
Her gün yaklaşıyoruz “Ölüm”e
adım adım.
Tavsiye ederim ki, kork
Allahtan her zaman.
Bu fırsat elde iken,
âhirete hazırlan.
Ölüp de, âhirete gitmiş
farzet kendini.
“Allahı görür” gibi
îfâ et amelini.
Gün geçtikçe ömrümüz, daha
noksanlaşıyor.
Ecel de, o nisbette
bizlere yaklaşıyor.
Aklı olan, günâhta hebâ
etmez ömrünü.
Gönül vermez dünyâya,
düşünür “Ölümü”nü.
“Mahşer”in
şiddetini hâtırlıyarak her an,
O güne hazırlanır, gece
gündüz durmadan.)
|