|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Ahmet Mekkî Efendi "Rahmetullahi Aleyh"
ÖLÜM ACISI
ZORDUR
“Ahmet Mekkî Efendi”,
bir günkü vaazında,
Konuşurken, "Ölüm"den
açılmıştı mevzû da.
Biri ona sordu ki:
(Efendim, bu insanlar,
Acabâ can verirken, ne
kadar acı duyar?)
Cevâben buyurdu ki: (“Ölüm”ün
en hafifi,
Öyle şiddetlidir ki,
mümkün olmaz târifi.
Ne zaman ki bir kişi,
gelse ölüm hâline,
Sanki konur "İki dağ"
omuzu üzerine.
İğnenin deliğinden çıkacak
rûhu sanır.
Yerle gök birleşir de, o
arasında kalır.
“Can verme”nin
acısı, fazladır hattâ şundan,
İnsana, "Yetmiş” defâ
kılıç vuruluşundan.
Fakat “Mü'min”,
görerek hûri ve melekleri,
Onların zevki ile, duymaz
bu elemleri.
Daha da şiddetlidir lâkin
"Kabir azâbı".
Hiç kalır buna göre, can
verme ızdırâbı.
Çünkü kabir, yakındır
âhiret hayâtına.
Benzer azapları da, âhiret
azâbına.
Bu kabir azâbı da, böyle
çok şiddetliyken,
Hiç kalır "Mahşer”deki
azaplara nisbeten.
Bir damlanın, deryâya
nisbeti nasıl ise,
Bunlar da, birbiriyle
edilmez mukâyese.
O meydanda "Bin sene"
bekleşirken insanlar,
Güneş, bir mızrak boyu
yaklaşıp halkı yakar.
Bir ayağın üstünde,
bulunur binbir ayak.
Günâhlarına göre, tere
batar cümle halk.
Öyle çok sıkışır ki,
kâfirler izdihamdan,
Temennî ederler ki,
kurulsa hemen "Mîzân".
Derler ki: "Hesâbımız
görülse de hemence,
Şu sıkıntılı hâlden,
kurtulsak bir an önce."
Halbuki bilmezler ki,
bitince suâl hesap,
Başlıyacak bu sefer, daha
elîm bir azap.
Çünkü girecekleri "Cehennem"in
ateşi,
Öyle şiddetlidir ki,
bulunmaz aslâ eşi.
“Mahşer” meydanındaki acı
ve sıkıntılar,
“Cehennem azâbı”nın
yanında hiç kalırlar.
Bir kum tâneciğinin,
kâinâta nisbeti,
Ne ise, öyle çoktur
Cehennemin şiddeti.
Oradan bir kıvılcım,
dünyâya düşse eğer,
Onun harâretinden, bu
dünyâ erir, biter.
Hem kalmaz bir kararda
azaplar Cehennemde.
Gün geçtikçe şiddeti,
durmadan artar hem de.
Kalbinde zerre kadar “Doğru
îmân”ı olan,
Cehenneme girse de,
çıkarılır sonradan.)
|