|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Ahmet Mekkî Efendi "rahmetullahi
aleyh"
GARİB,
YOLCU, MEVTÂ
İslâm âlimlerinden “Ahmet
Mekkî Efendi”,
Din için, hiç durmadan
hizmet edenlerdendi.
Öyle tatlı idi ki sohbet
ve konuşması,
Dinliyenin kalbinden,
silerdi kir ve pası.
Yaptığı içindir ki her işi
“Allah” için,
Sözü te’sir ederdi,
kalbine her kişinin.
Kimseden bir menfaat
beklemezdi o aslâ.
Çünkü o, bu hizmeti
yapıyordu “İhlâs”la.
Bir gün dedi: (Ey insan,
eyleme ki hiç gaflet,
Bu ömür bir gün bitip, “Ölüm”
gelir âkıbet.
Bilesin ki bu dünyâ,
fânîdir, değil bâki.
Elbet sen de olursun bir
gün Hakk'a mülâki.
Zevk alma bu dünyânın aslâ
hiçbir şeyinden.
Bir an “Sevinç”
olsa da, “Elem” gelir peşinden.
Öyle bir ömür sür ki yine
sen bu hayatta,
Say kendini ya “Garip”,
ya “Yolcu”, ya da “Mevtâ”.
Mâdem ki ölüm sana
gelecektir an karîb,
Öyleyse bil kendini, bu
dünyâda bir “Garip”.
Farzet ki vâsıl oldun bir
yabancı diyâra.
Yok gidecek bir yerin, yok
elinde hiç para.
Ne evin var, ne barkın, ne
tanıdık bir insan.
Derdini anlatmaya
bilmiyorsun dil, lisân.
İşte böyle kalınca, tam
bir garip, bî-çâre,
Allah'a sığınmaktan gayri
olmaz bir çâre.
“Hakîkî dost”
olarak, bil öyleyse Rabbini.
O, senden iyi bilir zîrâ
senin hâlini.
Hem sonra erişirse sana
bir dert, musîbet,
Yine yalnız Allah'tan
erişir sana medet.
Yâhut da sen kendini, “Yolcu”
bil bu dünyâda.
Geri dönmemek üzre ehline
ettin vedâ.
Vâsıta bekliyorsun, bir
yere gitmek için.
O anda, bir dünyâlık
düşünebilir misin?
Deseler ki: “Şurada bir
ev var, bir arsa var.”
O anda bunlar seni eder mi
alâkadar?
Zîrâ sen, bavulunla
çıkmışsın yola artık.
Hiç ilgilendirir mi seni
mal ve dünyâlık?
Dersin ki: “Ben
yolcuyum, ne yapayım emvâli?”
İşte hâlis mü'minin
dünyâda budur hâli.
O bilir ki, bu dünyâ bir “Köprü”dür
nihâyet.
Hemen geçip gitmektir, en
akıllı hareket.
Veyâhut da dünyâda, “Ölmüş”
bil sen kendini.
Düşün ki, dedelerin,
ecdâdın nerde, hani?
Bir mü'min, kendisini
sayarsa ehl-i mevtâ,
Bağlanmaz kalbi ile, bu
vefâsız hayâta.
Çünkü iyi bilir ki, bu
hayat sanki “Hayâl”.
Ve bu dünyâ, sonunda
bulacak bir gün zevâl.
Bir şey “Muhakkak” ise, “Oldu”
bilir o bunu.
Rabbine, ihlâs ile yapar
tam kulluğunu.)
|