|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Ahmet ibni Hanbel
”rahmetullahi aleyh”
ÖLÜM ÂNİ
GELİR
İslâm âlimlerinden olan bu
mübârek zât,
Genç bir talebesine, şöyle
etti nasîhat:
(Oğlum, gerçi gençliğin
varsa da şimdi elde,
Ve lâkin ekseriyâ âni
gelir “Ecel” de.
Bu gün fırsat eldedir,
bitmemiştir bu ömür.
Sakın gâfil olma ki, bir
anda insan ölür.
En büyük sermâyesi, “Ömrü”dür
bir insanın.
Hayâl olan şeylerin
ardında koşma sakın.
Kıymetli şeye harca bu
büyük sermâyeyi.
Ve çok iyi tesbît et “Hedef”,
yâni “Gâye”yi.
Biz, yalnız tek şey için
gelmişiz bu dünyâya.
O da, “Kulluk etmek”tir
Allahü teâlâya.
Fâidesiz şeylerden çok
sakın ki evlâdım,
Sana, “Mahşer günü”nde,
kimseden gelmez yardım.)
Yine bir sohbetinde
buyurdu: Hak teâlâ,
Resûlünün yolunda
bulundursun evvelâ.
Çünkü insan, ne kadar
yaşasa da, nihâyet,
Muhakkak “Âhiret”e
edecek bir gün avdet.
Enbiyâ sûresinde şöyle
buyurmaktadır:
“Her bir canlı, muhakkak
ölümü tadacaktır.”
Hadîste buyuruldu: “Her
kimin ömrü uzun,
İbâdeti de çoksa, ona
müjdeler olsun.”
Bir “Köprü”ye benzer ki
“Ölüm” açık, âşikâr,
Ölüm’le kavuşurlar
mâşûkuna âşıklar.
Bütün Hak âşıkları, “Ölüm”ü
düşünerek,
Tesellî bulmaktadır onu
hayâl ederek.
Ankebût sûresinin beşinci
âyetinde,
Şöyle buyuruluyor bu mevzû
üzerinde:
“Ey Rabbine kavuşmak
isteyenler, bilin ki,
O’na kavuşma vakti gelecek
elbette ki.”
“İbni Hanbel”, alırken en
son nefeslerini,
“Olmaz! olmaz!”
diyerek, kovdu sanki birini.
Oğlu görüp dedi ki: (Ne
oldu baba size?
Kime “Olmaz” dediniz, bu,
merak verdi bize.)
Buyurdu ki: (Evlâdım,
tehlike var şu zaman.
Çok kritik bir ânı yaşıyor
şimdi baban.
Şeytân geçmiş karşıma,
bana der ki: “Ey Ahmet!
Gel sen de hıristiyân dîni
üzre vefât et.”
Ben, “Olmaz! olmaz!”
dedim, o kaçıp etti firâr.
Son nefeste, şeytândan çok
büyük tehlike var.
En büyük hîlesini, o yapar
böyle işte.
Aldananlar, mâzallah kalır
sonsuz ateşte.)
“Şehâdet”i
söyleyip, vefât etti nihâyet.
Bağdat halkı işitip,
üzüldü buna gâyet.
Cenâze namâzını kılmak
için o zaman,
Geldiler güruh güruh,
onbinlerce müslümân.
“Yüzbin”den fazla
idi namâzını kılanlar.
Kuşlar, tabut üstünden
geldiler kabre kadar.
Gayri müslimlerden de
gördü bunu çok insan.
Duygulanıp, birçoğu o gün
oldu müslümân.
|