|
04 - "ÖLÜM, KABİR,
KIYÂMET" HALLERİ
Abdullah-ı Bosnevî “Rahmetullahi Aleyh”
GÖTÜRÜN ONU GERİ
“Abdullah-ı Bosnevî”,
büyük âlim ve velî.
Sözleri, herkes için
olurdu fâideli.
Bir gün “Ölüm”
hakkında kendisinden sordular.
Cevâbında şöyle bir îzâhta
bulundular:
Peygamber Efendimiz
hadîs-i şerîfinde,
Buyurdu ki: Bir “Mü’min”
vefât eylediğinde,
Yerde ve gökte olan
sayısız çok melekler,
Onun için, çok tövbe ve
istiğfâr ederler.
Melekler, o ruh ile
yükselirken göklere,
Bütün gök kapıları açılır
birden bire.
Sonra, Rabbil izzete varır
ve arz ederler:
(Filân kulun rûhunu
getirdik şimdi) derler.
Hak teâlâ buyurur:
(Götürün onu geri!
Gösterin vâdettiğim
sayısız nîmetleri.)
Döndürürler kabrine bir
anda kendisini.
Dağılan cemâatin, duyar
ayak sesini.
Sonra suâl ederler ona “Münker”
ve “Nekîr”,
Bi iznillah hepsine,
dosdoğru cevap verir.
O an nurlu birini
görüverir önünde.
Böyle “Güzel” bir
kişi görmemiştir ömründe.
Der ki: (Sen kimsin
acep, çok sevdi rûhum seni.
Görmedim senden güzel,
sevimli birisini.)
O der: (Senin yaptığın
ihlâslı amellerim.
Geldim, sonsuz cenneti
sana müjdeliyeyim.)
O an kabri genişler, bir “Harman
yeri” kadar.
Cennet kokularıyla bir
anda kabri dolar.
Kabrine bir “Pencere”
açılarak cennetten,
Cennet yaygılarıyla
döşenir içi hemen.
O der ki: (Yâ ilâhî, bu
ne nîmet, seâdet.
Cennete girmem için, çabuk
kopsa kıyâmet.)
Ölen, “Kâfir”
biriyse, yer ve gökte melekler,
O ruhtan iğrenir ve ona
lânet ederler.
Cümle gök kapıları,
kapanırlar yüzüne.
Ve râzı olmazlar ki
yükselsin gökyüzüne.
Hak teâlâ buyurur: (Onu
geri çevirin!
Ona da, vâdettiğim azâbı
haber verin.)
Döndürürler kabrine bir
anda kendisini.
Dağılan cemâatin duyar
ayak sesini.
Münker ile Nekîre veremez
doğru cevap.
Onlar dahî derler ki:
(Hak oldu sana azap.)
O anda pis kokulu, çok “Çirkin”
biri gelir.
O, onu görür görmez, fecî
halde iğrenir.
Der ki: (Sen nerden
çıktın ve dikildin önümde?
Görmedim senden çirkin bir
kişi ben ömrümde.)
O der: (Senin dünyâda
yaptığın amellerim.
Geldim, “Sonsuz azâb”ı
sana haber vereyim.)
Sonra da, azâb ile
vazîfeli bir melek,
Azâb eder o kula, kıyâmet
gününe dek.
|