|
03 - "HARAM"DAN KAÇMANIN
FAZİLETİ
Ali bin
Muvaffak “Rahmetullahi Aleyh”
DELİNİN
CEVÂBI
Allah adamlarından olan bu
mübârek zât,
Her gün, talebesine ederdi
çok nasîhat.
Bir gün de, bir yaz günü,
birkaç talebesiyle,
Gezintiye çıktılar
dinlenmek gâyesiyle.
Bir “Tımarhâne”
görüp, içeriye girdiler.
Oranın doktoruna şöyle
suâl ettiler:
(Günâh hastalığıyla dertli
olanlar için,
Şifâ, devâ olacak bir ilâç
bilir misin?)
O doktor, bu suâle cevap
veremeyince,
Bunu duyan bir “Deli”,
söze girdi hemence.
Bir teveccühü ile bu âlim
ve velînin,
Dedi: (Ben biliyorum
ilâcını bu derdin.
Önce “Tövbe”
kökünü, “İstiğfâr” yaprağıyla,
“Kalp” havanına
koyup, döv “Tevhîd” tokmağıyla.
Sonra onu geçirip, bir “İnsâf”
eleğinden,
“Pişmânlık”
gözyaşıyle hamur hap onu hemen.
“Aşkullah” ateşinde
pişirip kurutarak,
“Aşk-ı Muhammediyye”
balından da katarak,
“Kanâat” kaşığıyla
yer isen gündüz gece,
“Günâh”
hastalığından kurtulursun böylece.)
Müslümân, temiz bir genç,
gelerek bu “Velî”ye,
Ricâ etti (Bana bir
nasîhat eyle) diye.
Buyurdu: (Sen Allahın çok
âciz bir kulusun.
Hiç “Günâh” işleme ki,
sonra pişmân olursun.
“Ölüm” var, “Âhiret”
var, âsîlere “Azap” var.
Günâhlardan el çek ki,
şiddetlidir azaplar.
Öyle çok korkmalı ki kul “Günâh”
ve “Haram”dan,
İçi kan ağlamalı, bir
“Günâh” gördüğü an.)
Yumuşak, güleryüzlü idi
umûmiyetle.
Herkese davranırdı, şefkat
ve merhametle.
Hiç “Yağmur”
yağmıyordu o beldede bir sene.
Duâ etmesi için, geldiler
kendisine.
Kabûl edip çıktılar
sahrâya duâ için.
Zîrâ sıkıntıları pek çoktu
her kişinin.
O, bütün ahâlîye seslendi:
(Ey insanlar!
“Günâh”ı sebebiyle kula
gelir belâlar.
Bizim günâhımızdan, bu
belâ geldi bize.
Gelin tövbe edelim
birlikte Rabbimize.)
Sonra da el kaldırıp, duâ
etti: (İlâhî!
Kur'ân-ı kerîminde bize
sen bizâtihi,
Şöyle buyurursun ki, “Doğru
söylerse bir kul,
Onun duâlarını ederim
elbet kabûl.”
Biz de, günâhımızı îtirâf
ediyoruz.
Pişmânız, tövbe ettik,
mağfiret diliyoruz.
Dileğimiz odur ki, olalım
cümle mağfûr.
Ve sonsuz hazînenden,
ihsân et bize yağmur.)
Onun bu duâsıyla öyle “Yağmur”
yağdı ki,
Böyle yağmur yağması,
olmamıştı hiç vâkî.
|